Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Arıkan'ın Kahramanmaraş'ta

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Arıkan, bir dizi ziyaret ve incelemelerde bulunmak amacıyla Kahramanmaraş'a geldi. Saadet Partisi İl Başkanı Av. Ahmet Zor tarafından organize edilen basın toplantısında konuşan Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Arıkan, 1925 yılında İstiklal Madalyası, 1973 yılında Kahraman unvanını alan 3 bölgemizde toprağı bulunan Kahramanmaraş'ta olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Arıkan, konuşmasında: “Türkiye genelinde yaptığımız çalışmalar kapsamında, 1925 yılında İstiklal Madalyası, 1973 yılında Kahraman ünvanını alan 3 bölgemizde toprağı bulunan Kahramanmaraş'ımızdayız. Ahir Dağı'nın eteğinde, deniz seviyesinden 538 metre yukarıda kurulu bu şehirde, insan yerleşiminin Üst Paleolitik Çağda başladığı bilinmektedir

Asur yazıtlarında adı "Markasi" veya "Markas" olarak geçen şehir, bir Geç Hitit devleti olan Gurgum Krallığı'nın başkenti oldu. MÖ 711 yılında Asurlular tarafından Gurgum Krallığı ilhak edilince, Markas vilayet merkezi yapıldı. Daha sonra Persler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Memluklular, Dulkadiroğulları, ve Osmanlılar şehre hakim olmuşlardır.

Maraş'a Kurtuluş Savaşı sırasında halkın gösterdiği direnişten dolayı 7 Şubat 1973'ten itibaren TBMM tarafından Kahramanlık unvanı verilerek adı Kahramanmaraş olarak değiştirildi. Yüzölçümü açısından Türkiye'nin 11. büyük vilayeti olan Kahramanmaraş, 1935 yılında 100 bine yaklaşan nüfusu ile İstanbul'un 7 de 1 nüfusuna sahipken bugün İstanbul nüfusunun 15 de 1 i kadardır. 20 yıllık AK Parti iktidarında ülkemiz ve milletimiz; hem genelde hem de yerelde kronikleşen sorunlarla baş başa kalmıştır.

Genelde; ekonomiden eğitime, dış politikadan iç siyasete, sağlıktan işsizliğe varıncaya kadar her alanda yaşanan sorunların nasıl kronikleştiğini uzun uzun konuşabiliriz. Ve bu sorunların çözümünün AK Parti'nin politikalarında olmadığını da geniş bir çerçevede açıklayabiliriz. Fakat biz bugün Kahramanmaraş'tayız… Ve Kahramanmaraş'ta nasıl ki hiçbir sorun çözülmüyorsa, nasıl ki her sorun kronikleşiyorsa bilmeliyiz ki ülkemizin genelinde de vaziyet aynıdır.

Kahramanmaraş'ımızda Aksu Çayı'na fabrikalar zehir boşaltıyor, Aksu Çayı simsiyah akıyor. Doğa zarar görüyor. İnsan zarar görüyor, hayvanlar zarar görüyor. Ve bu sorunun çözümüyle alakalı Maraş'a bir söz de verildi. Kim tarafından? Kahramanmaraş Milletvekili ve aynı zamanda AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal tarafından… Bugün Aksu Çayı'na baktığımızda bu sözün tutulmadığını görüyoruz. Ve herkes bilsin Maraş'ta sözünü tutmayan iktidar Türkiye'de de sözünü tutmuyor. Aksu Çayı sorununu çözmeyen iktidar, ülke sorunlarını da çözmüyor.

Afşin-Elbistan Termik Santrali'yle ilgili de bir söz verilmişti. Bizzat Sayın Cumhurbaşkanı tarafından… Yüzbinlerce insanın üzerine kül yağdıran, Afşinli ve Elbistanlı hemşerilerimizi Koah ve Akciğer kanseri hastalıklarıyla boğuşturan bir termik santral var. Sorunun çözümü de net; santrali filtrelendirmek! Sözü belediye başkanı vermiyor, milletvekili vermiyor, bakan vermiyor… Bizzat Sayın Cumhurbaşkanının kendisi veriyor. “Termik Santral filtrelenecek” diye kendisi demişti. İşte aynı şekilde Kahramanmaraş'a verdiği sözü tutmayan Cumhurbaşkanı, Türkiye'ye verdiği sözleri de tutmuyor. Ve Maraş'ın halihazırda kronikleşen sorunları çözülmezken, bu sorunlarına yenileri de eklenmeye devam ediyor.

Yakın zamanda görüntüler paylaşıldı; Elbistan'da şehrin içinden geçen bir dereye kanalizasyon akıtılıyor. Maraş'ın suyunu, havasını, doğasını, insanını korumayan bu iktidar, Türkiye'nin de suyunu, havasını, doğasını ve insanını korumuyor. Oysa biz diyoruz ki evet, Maraş'ta bir termik santralimiz olsun. Ama havamızı kirletmesin, Maraşlıyı zehirlemesin.

Biz diyoruz ki Maraş'ta fabrikalarımız olsun, üretebildiğimiz kadar üretelim. Ama üretirken Aksu Çayı'nı da kirletmeyelim, koruyalım. Yani biz diyoruz ki kaş da yapalım, göz de yapalım. Fakat iktidar yok diyor; gözü çıkarsak da kaşı mutlaka yapalım. Bizim bu iktidarın uygulamalarından anladığımız bu. Ve bu Maraş'ta da böyle, Rize'de de böyle, Ege'de böyle, İç Anadolu'da böyle!

Hadi sorunları çözemiyorsunuz, bari emeğin karşılığını verin. Kahramanmaraş'ın coğrafi işaretli ürün olan biberi var. Maraşlıları bu ürünü daha fazla üretmesi için teşvik etsenize. Bırakın fiyatı üretici belirlesin, Maraşlı belirlesin. Fakat iktidar Maraş için bunu istemiyor. Maraşlı gider yapsın, emek versin sonra da belirlenen fiyat neyse rıza göstersin!

İktidar böyle istiyor olabilir ama biz istemiyoruz. Biz Maraş'taki de tüm Türkiye'deki de üreticimizin emeğini korumak istiyoruz. Tarımda, hayvancılıkta, sanayide, teknolojide üretimi teşvik etmek istiyoruz. Çünkü bizim ülke olarak tek çıkar yolumuz bu! Üretim ülkemizin en büyük ihtiyacı… Fakat biz gidici olan bu iktidardan böyle büyük hamleler değil; en azından basit bazı sorunları çözebilmesini bekliyoruz.

Mesela bir sorunu çözmek için bazen kolay bir yöntem vardır. Azıcık bir sorun çözme arzusu olan herkesin görebileceği bir yöntem…

Kahramanmaraş su kaynaklarıyla Gaziantep ve Hatay'ın içme suyunu sağlayan bir il. Gelin, görün ki böyle bir memlekette biz çiftçilerimizin 12 dönümlük bir arazide ekili olan tüm mısırlarının susuzluktan kuruduğuna şahit oluyoruz. Yani sormak istiyoruz; çok mu zordu bu ihtiyacın Ayvalı Barajı'ndan karşılanması! Sadece bu hamleyi yapacaktınız… Ne çiftçimiz mağdur olacaktı ne de ürünlerimiz heba olacaktı. Bu iktidarda sorun çözmeye dair hiç mi heves kalmadı? Bugün Maraş'ın yaşadığı sorunlara bakınca demek ki kalmamış diyoruz.

Her şeye rağmen, bütün yönetimdeki beceriksizliğe rağmen iktidar hâlâ vaat vermeye devam ediyor. 2023'te şunlar olacak, yıl başından sonra her şey düzelecek vesaire… Tamam da biz size niye inanalım? Maraşlı size neden inansın? Maraş'a hızlı tren gelecek naraları atıp, tren güzergahını Gaziantep'ten geçiren, vaat edip de Maraş'a hızlı tren getirmeyen siz değil misiniz? Bu iktidar yeni vaatler vermeden önce eski vaatlerini yerine getirsin! 2017 yılında dar gelirliler için Büyükşehir ve Dulkadiroğlu Belediyesi olarak toplu konut yapma kararı alan bu iktidar. Haziran 2020'de evler teslim edilecek diyen de onlar. Yıl olmuş 2022 evleri teslim etmemişler! Üstüne kişi başı 38 bin lira ücret ister hâle gelmişler! Şimdi kalkıp da bu millete 2023 seçimleri için yeni vaatler anlatacaklar. İktidar partisi Maraş'a vaatlerini anlatacaksa Dulkadiroğlu Belediyesi'nin önünde anlatsın; bütün Maraş orada! Vatandaş her gün Dulkadiroğlu Belediyesinin önünde eylem yapıyor.

16 Nisan 2017'de, yapılan halk oylamasıyla Türkiye parlamenter sistemden, dünyada eşi benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemine geçmiştir. 24 Haziran 2018'de yapılan seçimlerle de, Sayın Recep Tayyip Erdoğan, partisi ve ortaklarından oluşan Cumhur İttifakı ile bu yeni sistemin uygulayıcıları olmuştur. Yeni sistem ile 4 yılı aşan sürenin ardında, gelinen noktayı hep birlikte analiz etmemiz gerekir.

Şunu hemen belirteyim ki, biz bu ülkede 85 milyon insanımızın her birini kardeş bilen, kimsenin şahsına düşmanlık beslemeyen, aynı şekilde dünyadaki 8 milyar insanın saadeti için çalışmayı şiar edinmiş bir hareketin mensuplarıyız. Bizim inancımızda insanı imha etme çabası yoktur. Bizim inancımızda insana düşmanlık yoktur. Ortadan kaldırmak, engellemek, durdurmak, önüne geçmek, yok etmek istediğimiz insan değil kötülüktür. Tavrımız insana, insan varlığına değil, zulme, haksızlığa, adaletsizliğe ve yanlış politikalaradır.

Hangi partiye oy vermiş olursa olsun, hangi düşünceden olmuş olursa olsun, her insanla oturur, çay içer, gayet net bir şekilde niyetimizi de yapmak istediğimizi de anlatırız. Bu ülkedeki problemlerin de çatışarak değil, oturup konuşarak çözüleceğine inanırız. Merhum Erbakan Hocamızdan öğrendiğimiz; bir değerlendirme yaparken hiçbir veri içermeyen konuşmalara değil ülkemizin matematiğine bakarız. Ağustos ayı itibariyle 4 kişilik bir ailenin, sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için gerekli olan aylık gıda harcama tutarı, yani açlık sınırı 6.896 liradır.

4 kişilik bir aile için gıdanın yanında gerekli zorunlu harcamalar tutarı, yani yoksulluk sınırı 22.442 liradır. Bekar bir çalışanın aylık yaşam maliyeti 8.930 liradır. Sabit gelirli insanlarımız için geçim çok zorlaşmıştır. Bağımsız bir kuruluş olan ENAG'a göre son 2 aylık enflasyon %180 seviyesindedir. Gıda enflasyonu ve kiralar insanımızın belini büküyor. Milyonlarca emekli asgari ücretin altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Milyonlarca asgari ücretli açlık sınırının altında maaş alarak yaşamaya çalışıyor. Sabit gelirle çalışanların tamamına yakını yoksulluk sınırının altında yaşamakta. Büyükşehirlerde yaşayanlar ekmeği 1 lira daha ucuza almak için saatlerce kuyrukta bekliyorlar.

Üniversite öğrencilerimizin büyük bir kısmı barınma problemini hala çözemedi. Sayın Nurettin Nebati'nin de dediği gibi bu tablo sabit gelirlileri, dar gelirlileri vurmaktadır. 2022 Dünya Eşitsizlik raporuna göre ülkemizde en çok kazanan yüzde 10 luk kesimin serveti, en az kazanan yüzde 50 lik kesimin servetinin tam 23 katına sahip durumda. Diğer yandan bankalar ve büyük servet sahipleri, yüksek enflasyon sayesinde servet transferi yapmaktadırlar. Gelir dağılımındaki adaletsizlik büyüyerek artmaktadır.

10 yıl önce; 50 kuruş olan ekmek 5 liradır, 3,5 lira olan tavuk dürüm 35 liradır, 40 lira olan otobüs bileti 400 liradır, 600 lira olan kira 6.000 liradır. Dün paradan 6 sıfır atılmıştır, bugün fiyatlar 10 katına çıkmıştır. Ülkemizde yaşayan 46 milyon kişi açlık sınırının, 36 milyon kişi yoksulluk sınırının altında yaşamakta. Tarımda ilaç, gübre, yakıt maliyetleri, hayvancılık yem maliyeti kat kat artmıştır. Resmi verilere göre gıda enflasyonu yüzde 94'tür. Aynı dönemde OECD ülkelerinde gıda enflasyonu ortalaması yüzde 12'dir. Tüm dünyada en yüksek gıda enflasyonuna sahip dördüncü ülke, Lübnan, Zimbabve ve Venezuela'dan sonra Türkiye'dir.

Tablo nettir; "ezan, bayrak, vatan, kitap" diyerek yoksulları sömüren iktidar bankalara ve servet sahiplerine çalışmaktadır.

Hep birlikte tanıklık ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükumet sisteminin siyaset bilimi açısından 5 vasfı ortaya çıkmıştır.

1- Sistem kişiselleşmiştir, kişi odaklı olmuştur, kurumların etkisi ve itibarı azalmıştır, kurumlar güvenirliklerini yitirmiştir.
2- Devlet ile Hükumet arasındaki fark bulanıklaşmıştır. Yasama organının gücü azalmış, devlet parti devletine dönüşmüştür.
3-Başta anayasa olmak üzere tüm yasalar ve kurallar , kişiye ve duruma özel hale gelmiştir. Öngörülebilirlik kaybolmuştur. Hukuk fiile göre değil faile göredir. Bir yurttaşımız yaptığında suç sayılan bir davranış başka bir yurttaş yaptığında suç sayılmamaktadır. Ayrıcalıklı insanlar vardır.
4-Mevcut sistem, zaten az olan çoğulculuğu ve katılımcılığı hepten buharlaştırmıştır. Yerel yönetimlerin yetkileri azaltılmış, cumhurbaşkanının her dediğini onaylayan "siyasal yurttaşlık" formu ortaya çıkarılmıştır.
5-Hepten ahbap çavuş ekonomisi uygulanmaya başlanmıştır, ihale kanunu 192 kez değiştirilmiştir.

Bu sistem kokmuştur ve böyle devam etmesi mümkün değildir.

Yaşadığımız sıkıntılar sadece ekonomi ile ilgili değil. Dar gelirlilerin, sabit gelirlilerin, bir kredi borcunu başka kredilerle ödemeye çalışan esnafın, çiftçinin, köylünün, küçük işletme sahiplerinin, basın emekçilerinin, nakliyecinin, servis şoförlerinin, mevsimlik tarım işçilerinin, barınma sorunu yaşayan öğrencilerin neler çektiğinin farkındayız.

Çocuklarına bırakın ayakkabı, elbise almayı, harçlık veremeyen ebeveynlerin haleti ruhiyesinin farkındayız. Ülkemizde tek sıkıntı ekonomi değil. Ahlak ve maneviyattaki çöküşü, KHK'lıların adil yargılanma taleplerini, yaşadıkları mağduriyeti, EYT'lilerin haklı taleplerini, Kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddeti, Sayıları 10 milyonu bulan sığınmacıların varlığını, Sağlık çalışanlarına yönelik saldırıları, Engelli insanlarımızın, engelli yakınlarının beklentilerini, Akademisyenlerimizin, doktorlarımızın, gençlerimizin kendilerini dair geleceği yurt dışında kurmak zorunda hissetmelerini, İnsanlarımızın kaçak yollardan Avrupa ve Amerika'ya ulaşmak zorunda kalışlarını, Çatışma ve şiddet olaylarında yitirdiğimiz gençlerimizi, Öğretmenler arasında var olan, ücretli, sözleşmeli, kadrolu ayrımına yeni ayrımların ilave edilmesini, kamuya ait olan hakların kayrılan ve kollanan özel kişilere devredilmesini, konuşularak çözülebilecek meselelerin siyasi ranta dönüştürülmesini görmezden gelemeyiz.

Bu ülke hepimizin. Elbistan, Afşin, Onikişubat, Dulkadiroğlu, Pazarcık, Göksun, Andırın, Çağlayancerit, Türkoğlu, Nurhak yada Ekinözü'nde hiç fark etmez, tek bir insanımızın acısını, kaygısını, beklentisini görmezden gelemeyiz. Temel hak ve özgürlükler hepimiz içindir. Onurlu bir yaşam hepimizin hakkıdır. Çözülemeyecek hiçbir problem yoktur. Hem Kahramanmaraş'ın hem Türkiye'nin temel meselelerine vakıfız. Partili ya da partisiz, partimizden ya da değil, tüm insanlarımızla birlikte hepimiz için yaşamı daha kolay ve daha güzel hale getireceğiz. Bunu yaparken, birileri gibi, kendi cennetimiz için başkalarının yaşamını cehenneme çevirmeyeceğiz. Kutuplaştırıcı siyasete son vereceğiz, kucaklaşma ve barışı hakim kılacağız. Nefret dilinin yerine, nezaketi ve karşılıklı saygıyı ikame edeceğiz.

Gücün hukuku, yerini hukukun gücüne terk edecek. Kimsenin hak edişi eksiltilmeyecek, herkesin mağduriyeti giderilecek. Keyfi gözaltılar ve tutuklamalarla hak ve adalet arayışında olan insanlar cezalandırılmayacak. Ahlaki tahribatın, yozlaşmanın, çürümüşlüğün, kokuşmanın önüne geçeceğiz. Kayırmacılık, iltimas son bulacak, adalet, liyakat ve dürüstlük yükselecek. İsraf ve istifleme değil, üretim ve paylaşma ekonomisini ikame edeceğiz. Toprağı insansızlaştıran, insanı topraksızlaştıran politikalara son vereceğiz. Tüm bunları sadece Saadet Partililer ve mensuplarıyla değil bu ülkenin 85 milyon insanıyla birlikte yapacağız.” Dedi.

Bakmadan Geçme