Ahmet Sandal

Gençlerde mesleksizlik ve işsizlik sorunu nasıl çözülür?

Ahmet Sandal

Gençlerimizin birçoğu, neredeyse %80’den fazlası liseden ve hatta üniversiteden mezun olduktan sonra mesleksizdir ya da işsizdir. Bu durum acı da olsa gerçektir.

“Gençlerdeki işsizlik sorununu bilen bilir.”

İşsizlik sorununu insan ya kendisi yaşamıştır ya da çevresinden en yakınından yaşamıştır. Ya da her ikisini sırasıyla yaşamıştır. Kendisi de okuldan sonra işsiz kalmış, çocukları da işsiz kalmıştır.

Evet, “işsizlik sorununu bilen bilir.” Bilen bilse de ben kendimden örnek vererek anlatayım. 1982 yılında Kahramanmaraş İli Pazarcık İlçesinde düz liseden mezun oldum. Bu lise mesleki bir lise değildi. Düz lise idi ve bir meslek kazandırmamıştı bana. 1982 yılında liseden sonra mesleksiz olduğum için işsizdim. 1986 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdim ve yine işsizdim. Çünkü bitirdiğim lise gibi, mezun olduğum fakülte de bir meslek kazandıran bir fakülte değildi.

Liseler nasıl kendi aralarında mezunlarına meslek kazandıran liseler, meslek kazandırmayan liseler diye ikiye ayrıldığı gibi, fakülteler de mezunlarına meslek kazandıran fakülteler ve mezunlarına meslek kazandırmayan fakülteler diye ikiye ayrılır.

Bu kapsamda belirtmek gerekirse, Tıp Fakülteleri, Diş Hekimliği Fakülteleri, Veterinerlik Fakülteleri ve Mühendislik Fakülteleri mezunlarına meslek kazandıran fakültelerdir. Hukuk fakülteleri eskiden doğrudan avukatlık imkanı olduğu için mezunlarına meslek sahibi olma imkanı veriyordu. Şimdi son durum itibariyle “avukatlık yapmak bile sınava bağlı” diye biliyorum. Bu durumda Hukuk Fakültesi mezunları da mezun olduklarında mesleksizdir. (Mesleksizdir demeyelim de en doğrusu işsizdir.)

Ancak şu da bir gerçektir. Bir okuldan mezun olduğunda bir işi doğrudan yapma imkanın yoksa, mesleksizsindir. Mezunu olduğum Siyasal Bilgiler Fakültesi de bir işi doğrudan yapma imkanını sağlamaz. Bu nedenle diploması tek başına bir işe yaramaz. Ancak bir sınav kazanırsanız size yardımcı olur. (Daha doğrusu sınava girmenin ön şartıdır, bir fakülteden mezun olmak) Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları, aynı kapsamdaki İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunları gibi bir sınav kazanır da müfettiş, uzman, denetçi, kaymakam vb gibi görevler elde edilebildiklerinde işe kavuşurlar. Yoksa işsizdirler.

Gençlerimize meslek kazandırmayan okullardan mezun olanlar ve hatta meslek kazandırsa bile iş imkanı olmadığı için çalışma hayatına dahil olamayan mezunlar birer işsizdir ve sonuç itibariyle birer mesleksizdir.

Ülkemizde meslek kazandırmayan okullardan mezun olanlar arasındaki işsizlik kadar, meslek kazandıran okullardan mezun olsa da çalışma hayatına giremedikleri için işsiz kalanların bulunması da ayrı bir gerçektir. Ve ilginçtir. (Bu Ülkede Orman Fakültesi sayısı 20 civarındadır. Her Orman Fakültesinden yılda 200 kişi mezun olsa, yılda 4000 kişi eder. Orman Fakültesi mezunları genelde Devlet Dairelerinde iş bulur. Bu Ülkede Orman Genel Müdürlüğü ve Orman Bakanlığının yıllık Orman Mühendisi ihtiyacı 200’i geçmez. Öyleyse bu her sene 3800 kişi Orman Fakültesinden sonra işsiz kalacak demektir. Her sene 3800 ve 3800 sayarsanız. Ve Orman Fakültelerinin en az 20 yıldır böyle mezun verdiğini de düşünürseniz, bu Ülkede en az 50000 Orman Mühendisinin işsiz olduğunu anlarsınız.)

Bu Ülkede fakülte mezunları arasında (meslek kazandıran üniversiteyi bitirse ya da meslek kazandırmayan üniversiteyi bitirse de) her iki durumda da işsizlik, üniversitelerden sonra yaygındır.

Ben bu sorunun çözümünü üniversiteden sonra görmüyorum. Üniversiteden önce görüyorum. Evet, bir fakülteyi bitirdiği halde işsiz kalanların çokluğu ayan-beyan ortadadır. Bu nedenle, gençlerimizi üniversiteden önce işsizlik belasından kurtarmak gerekir.

Evet, gençlerimizin her birinin daha lise yıllarında adeta daha çocukken, bir meslek sahibi olmalarını gerçekten çok isterim.

Keşke tüm liselerimiz “düz mezun” değil de “meslek sahibi mezun” yetiştirseler. Ve keşke buna ilişkin bir sistem oluşturulsa. Keşke! Ah nerede o günler!”

Düz liseden mezun olsa da bir çocuk, ona kısa sürede (özel kurslarla ya da özel eğitimlerle ya da hızlıca bitirilen, 1 ya da 2 yılda bitirilen bir üniversitede) bir meslek kazandırmak gerekir.

Nasıl olacak bu iş?

Bu hususta benim beş önerim var.

a)Liselerde ve üniversitelerde okul diploması değil bir meslek belgesi verilmelidir. Nasıl mı olacak bu? Şöyle olacak, meslek lisesini bitirenlere zaten meslek diploması veriliyor. Düz liseden mezun olanlara da üniversite eğitimi sırasında mutlaka ve mutlaka bir meslek edindirdikten sonra belge verilmelidir. “Haydi seni mezun ettim, git iş bul” demek yerine, “işte senin bu mesleğindir, git bu mesleği icra et” diye liseden ve üniversiteden mezun etmek şarttır.

b)Üniversitelerin sayısını artırmak yerine liselerin kalitesini artırmak ve kişilerin meslek sahibi olduktan sonra üniversite bitirmeye ihtiyaçları kalmamaları gerekir. Daha açıkçası, kişiler lisede meslek sahibi olduktan sonra üniversiteye meslek için değil, kültürlerini artırmak için devam etmelidir. (“Ben Mühendis oldum” diye iş aramayıp o mühendislik diplomasını kültür ve bilgi için almalıdır.)

c)Kişileri belirli mesleklere yönlendirirken Devlet tarafından gerekli vergi ve sigorta muafiyetleri de sağlanmalıdır. Mesela, mesleklerini icra eden esnaflar ve ticaret erbabından daha az vergi alınmalıdır, sigorta masraflarının bir kısmını Devlet karşılamalıdır. Böylece meslek edinme ve kendi mesleğini icra etmek cazip olacaktır.

d)Her meslek mensubundan kendi mesleğini devam ettirecek çırak ve kalfa yetiştirmesi zorunluluğu getirilmelidir. En azından her meslek mensubu kendi çocuklarına da bir meslek edindirmeyi bir vazife olarak bilmelidir.

e)Unutulan ve değeri azalan meslekler yeniden canlandırılmalıdır. Yeni teknolojiye yenik düşen ya da çırak yetiştirilmediği için zorluk içerisinde olan meslekler için Devlet özel tedbirler almalı ve bu hususta da vergi ve sigorta desteği sağlamalıdır.

Sözün özü, Devlet, gençlerimizin gelecek kaygısı içerisine düşmemesi için hiçbir genci mesleksiz bırakmamak için geniş çaplı ve büyük bir hamleye girişmelidir.

Gençlerimize sahip çıkalım ve hepsinin geleceğe güvenle bakması için meslek sahibi olmalarına özen gösterelim.

Son söz: Karun gibi zengin olsan da çocuğuna bir altın bilezik kazandır, ona bir mesleği ve sanatı öğret.” İranlı Mütefekkir Şair Sadi Şirazi

Evet, son söz her şeyi açıklıyor zaten. Fazla söze gerek yok.
 

Yazarın Diğer Yazıları