Kahramanmaraş’ta “Abi” kültürü! Gücün değil sorumluluğun sessiz erozyonu
Kimi şehirlerde bazı kelimeler yalnızca bir hitap değildir; bir düzeni, bir alışkanlığı, hatta bir yönetim biçimini tarif eder. Kahramanmaraş’ta “abi” kelimesi de tam olarak böyle bir anlam katmanına sahip. Ancak son yıllarda bu kelimenin taşıdığı sosyal yük, olması gereken yerden maalesef giderek uzaklaşıyor.
Aslında “abi” dediğimiz şey; yaşça büyük olmanın ötesinde, denge kuran, kriz çözen, yol gösteren bir aklın sembolüdür. Bir mesele büyümeden önce devreye giren, tarafları aynı masada buluşturabilen, sadece söz söyleyen değil aynı zamanda sonuç üreten bir toplumsal roldür abilik… Fakat zamanla bu rol, çözüm üretme kabiliyetinden çok güç gösterisiyle anılır hale gelmeye başladı.
Bugün tartışılması gereken nokta tam da burası: Bir kelime neden işlevini kaybeder?
Şehirlerin gelişmiş örneklerine bakıldığında, “birleştirici figür” dediğimiz yapıların kişisel ağırlıktan ziyade kurumsal akılla desteklendiği görülür. Bu şehirlerde etkili olan isimler yalnızca konuşan değil; sistem kuran, sürdürülebilir mekanizmalar oluşturan ve kendilerinden sonra da aynı düzenin devamını sağlayan yapılardır. Gücün kişide değil, sistemde biriktiği yerlerde istikrar ortaya çıkar.
Kahramanmaraş özelinde ise sorun, bireylerin varlığından çok, bireylerin etrafında şekillenen dar karar halkalarının genişleyememesidir diye düşünüyorum. Toplumsal beklentiler çoğu zaman geniş bir zeminde değil, küçük ve kapalı çevrelerde şekilleniyor maalesef. Bu durum da doğal olarak ortak akıl üretimini zayıflatıyor.
Oysa bir şehirde asıl ihtiyaç; sayısı artan dernekler, yeni açılan vakıflar ya da çoğalan ziyaret trafiği değildir. Asıl ihtiyaç, dağınık taleplerin tek bir gerçek gündem etrafında toplanabilmesidir ki bu da Kahramanmaraş olmalıdır. Vatandaşın gündelik sorunlarını merkeze almayan hiçbir yapı, uzun vadede karşılık üretmez diye düşünüyorum.
Kurumlarla kurulan ilişkilerin de bu çerçevede yeniden düşünülmesi gerekiyor. Ziyaretlerin bir nezaket rutini olmaktan çıkıp, somut sonuç üreten görüşmelere dönüşmesi artık bir tercih değil zorunluluktur. Çünkü unutulmamalıdır ki şehirler, iyi niyet cümleleriyle değil, uygulanabilir kararlarla değişir.
Bir diğer kritik mesele ise liyakat algısının zayıflamasıdır. İşlerin kişisel yakınlıklar üzerinden değil, gerçekten ehil olanlar üzerinden yürütülmesi gerektiği gerçeği uzun süredir erteleniyor. Oysa bir şehirde güven duygusunu inşa eden en temel unsur, doğru işin doğru insana verilmesidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir figür arayışı değil, mevcut bakış açısının değişmesidir diye düşünüyorum. Amacımız abi aramak olmamalı, aksine aynı çatı altında toplanabilmek olmalıdır. Gücü kişiselleştiren değil, dağıtan; çözümü dar çevrelerde değil, geniş katılımda arayan bir anlayışa geçilmediği sürece aynı tartışmalar farklı başlıklarla tekrar edecektir.
Son sözüm, Kahramanmaraş’ın ihtiyacı bir “isim” değil, bir yöntemdir. Ve bu yöntem; bireysel etkiden çok, kolektif aklın kurumsallaşmasıyla mümkündür.
Sürçü lisan ettiysek affola. Kalın sağlıcakla…