Kahramanmaraş Haberleri
Kahramanmaraş
Kapalı
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Vaad edilmiş toprak mı, kaybedilmiş insanlık mı?

YAYINLAMA:

Tarih, sadece zaferlerin ve sınırların değil; aynı zamanda insanlığın vicdan sınavlarının da kaydıdır. Bugün “vaad edilmiş topraklar” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan zulüm, aslında modern çağın en büyük ahlaki kırılmalarından birine işaret ediyor. Çünkü bir toprağın kutsallığı, üzerinde akan kanla değil; üzerinde yaşatılan hayatla ölçülür.

Bir iddiayı kutsal kılmak, onu haklı yapmaz. Hele ki bu iddia; çocukların, kadınların, masumların hayatı pahasına sürdürülüyorsa… O zaman mesele bir inanç meselesi olmaktan çıkar, doğrudan bir vicdan meselesine dönüşür. Ve vicdan, hiçbir ideolojinin, hiçbir siyasi planın arkasına saklanamayacak kadar çıplak bir gerçektir.

Bugün dünyanın gözü önünde yaşananlar, sadece bir coğrafyanın meselesi değildir. Bu, insanlığın ortak sınavıdır. Bir yanda teknolojiyle gelişmiş, sözde medeniyetin zirvesine ulaşmış bir dünya; diğer yanda hâlâ temel yaşam hakkı için mücadele eden insanlar… Ve bu iki uçurumun ortasında, sessiz kalan kalabalıklar.

Oysa unuttuğumuz bir hakikat var: Yerler ve gökler, onların arasındaki her şey yalnızca Allah’a aittir. Hiçbir kavim, hiçbir devlet, hiçbir güç bu mülk üzerinde mutlak hak iddia edemez. İnsan, yeryüzünde ancak bir emanetçidir. Emaneti korumakla yükümlüdür; yok etmekle değil.

Zulmün en tehlikeli hali, kendini haklı görmesidir. Çünkü o zaman zulmeden, yaptığı kötülüğü bir görev gibi taşır. Ve işte o noktada, insanlık sadece mağdurlar üzerinden değil; zalimler üzerinden de kaybeder.

Bugün bir çocuk korkuyla uyuyorsa, bir anne evladının başında gözyaşı döküyorsa, bir şehir sessizliğe gömülüyorsa… Bu sadece onların değil, hepimizin meselesidir. Çünkü adalet bir yerde susarsa, başka yerde de susturulur.

Ey gücü hak zannedenler…

Ey toprağı sahiplik sananlar…

Şunu unutmayın: Toprak kimseye ait değildir, herkes toprağa aittir.

Ve unutmayın ki; ilahi adalet ne şaşar ne de unutur.

Her gözyaşı bir kayıttır. Her zulüm bir hesaptır.

Bugün belki güç sizin elinizde olabilir.

Ama yarın, hesap günü geldiğinde; ne o güç kalacak, ne de o iddialarınız.

Allah’ın adaletinden kaçış yoktur.

Ve zulmü kutsayanlar için en büyük gerçek şudur:

Allah’ın üzerine lanetinizi bekleyin.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız