Vaad edilmiş toprak mı, kaybedilmiş insanlık mı?
Tarih, sadece zaferlerin ve sınırların değil; aynı zamanda insanlığın vicdan sınavlarının da kaydıdır. Bugün “vaad edilmiş topraklar” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılan zulüm, aslında modern çağın en büyük ahlaki kırılmalarından birine işaret ediyor. Çünkü bir toprağın kutsallığı, üzerinde akan kanla değil; üzerinde yaşatılan hayatla ölçülür.
Bir iddiayı kutsal kılmak, onu haklı yapmaz. Hele ki bu iddia; çocukların, kadınların, masumların hayatı pahasına sürdürülüyorsa… O zaman mesele bir inanç meselesi olmaktan çıkar, doğrudan bir vicdan meselesine dönüşür. Ve vicdan, hiçbir ideolojinin, hiçbir siyasi planın arkasına saklanamayacak kadar çıplak bir gerçektir.
Bugün dünyanın gözü önünde yaşananlar, sadece bir coğrafyanın meselesi değildir. Bu, insanlığın ortak sınavıdır. Bir yanda teknolojiyle gelişmiş, sözde medeniyetin zirvesine ulaşmış bir dünya; diğer yanda hâlâ temel yaşam hakkı için mücadele eden insanlar… Ve bu iki uçurumun ortasında, sessiz kalan kalabalıklar.
Oysa unuttuğumuz bir hakikat var: Yerler ve gökler, onların arasındaki her şey yalnızca Allah’a aittir. Hiçbir kavim, hiçbir devlet, hiçbir güç bu mülk üzerinde mutlak hak iddia edemez. İnsan, yeryüzünde ancak bir emanetçidir. Emaneti korumakla yükümlüdür; yok etmekle değil.
Zulmün en tehlikeli hali, kendini haklı görmesidir. Çünkü o zaman zulmeden, yaptığı kötülüğü bir görev gibi taşır. Ve işte o noktada, insanlık sadece mağdurlar üzerinden değil; zalimler üzerinden de kaybeder.
Bugün bir çocuk korkuyla uyuyorsa, bir anne evladının başında gözyaşı döküyorsa, bir şehir sessizliğe gömülüyorsa… Bu sadece onların değil, hepimizin meselesidir. Çünkü adalet bir yerde susarsa, başka yerde de susturulur.
Ey gücü hak zannedenler…
Ey toprağı sahiplik sananlar…
Şunu unutmayın: Toprak kimseye ait değildir, herkes toprağa aittir.
Ve unutmayın ki; ilahi adalet ne şaşar ne de unutur.
Her gözyaşı bir kayıttır. Her zulüm bir hesaptır.
Bugün belki güç sizin elinizde olabilir.
Ama yarın, hesap günü geldiğinde; ne o güç kalacak, ne de o iddialarınız.
Allah’ın adaletinden kaçış yoktur.
Ve zulmü kutsayanlar için en büyük gerçek şudur:
Allah’ın üzerine lanetinizi bekleyin.