Kahramanmaraş Haberleri
Kahramanmaraş
Kapalı
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Ölen öldü, kalan sağlar şaşkındır

YAYINLAMA:

Akşamüstüydü. Yağmur görüşü engellemeyecek kadar yağıyordu: Seyrek, tane tane.  Alışveriş için uğradığımız yerin önünde beklerken telefona gelmiş çağrıyı fark ettim. İçeri girmeden aradım. Son birkaç saatin birbirine ulalı trafik hali çağrıyı epeyce geciktirmişti. Çağrıyı bırakan kardeşim:

“Bir sesinizi duyayım, epeydir yoksunuz abi.” 

“Eyvallah sevgili kardeşim, ayaktayız şükür.” (Bu şükür kavramının hayatımı kurtardığını düşünüyordum telefondaki ses konuşmasını sürdürürken.)

“Siz ne alemdesiniz?” 

Cevap aynıydı: Şükür!

Telefonun öbür ucu bir süredir devam eden sessizliği merak ettiğini söyledi. Sessizlikle ilgili söz, şarkı, türkü, atasözü beynime üşüşüverdi.

Söz gümüşse sükût B vitamini!

Sessiz sessiz ağlar gibisin, vay aman!

Sessiz Gemi: Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden.

Ve bir Cemal Safi dizesi, Orhan Gencebay’ın sesini duyar gibi oluyorum:
Sessizim ne kadar üzsen de beni!

Sessizlik dikkatini çekmiş olmalı ki, “Abi orada mısın?” diye teyit istedi. 

Buradayım, dedim ama burası neresi işte onu bilmiyorum, dedim. Güldük.

Kalabalık sesi geliyor? 

Ha, evet, hâlâ dünyadayım!

Aman abi, Allah gecinden versin! 

Yine güldük. Kulağımla gördüğüm kadarıyla karşılıklı gülmelerin kumaşında, üretim hatası, acıların çizgi çizgi iplikleri vardı. Atölye bir olunca oluyor böyle şeyler.

Havadan sudan, yağmurdan kardan; sağlıktan, hastalıktan; ocaktan, şubattan bahsettik biraz. İşi gereği iyi bir gözlemci olduğunu bildiğim sevgili kardeşim geçen şubattan sonra insanların mimiklerine yerleşen ve jilet yarası gibi kalan çizgilerden söz etti. Çoğu zaman boşluğa bakarken yakalıyorum kendimi, cümlesinin ardına yine “Şükür!” dedi.
Boşluğa bakmak, boş boş bakmaktan iyidir. Bir insan bir şeyi düşünürken, özellikle vurgulamak isterim düşünürken, (Çünkü düşünmek kıymetli bir eylemdir.) baktığı yöndeki her şey yavaş yavaş kaybolur. Artık içine dönmüştür. Bakmak eylemi dışarıdan gören için geçerlidir. Düşünen insan dış dünyayı göremez olur. Bakmak ile görmek farkı denilen durum bu anların tecrübesidir. Boş boş bakmadığın sürece o bakışın sonucu hem içeride hem dışarda görmek fiiline sözlükteki hem ilk hem de yüklenen anlamını kazandırır. Ya sadece bakıyor ve hiçbir şey göremiyorsan işte o zaman olup biten her şeyin insanda yarattığı duygu şaşkınlık olur. Hatta şaşkınlığını bile fark etmeyen insan çoktur. Ne yaparsın, fark etmek de Allah vergisi, nasip!

“Abi bir ara çay içelim, bu dünya işleri bizi şaşkına çevirdi. Yahu, biraz dingin sohbeti özledik.” 

“Şaşkınlığının farkındaysan gerisi kolay! Hem kendine o kadar yüklenme, yok birbirimizden farkımız. Bak, 364 gün geride kaldı. Dadaloğlu sözü geliyor aklıma: Ölen öldü kalan sağlar şaşkındır. Seni hep iyi giyinir, şık görürüm ben. Mevsim iyi giyinme mevsimi, kalk sabahleyin takım elbiseni giy ve şaşkınlığının peşinden yürü. Yeter ki boş boş bakıp gözden kaçırma!”

“Eyvallah abi.”

“Eyvallah, Allah’a emanet…”

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız