Geleceğin ekonomisi robotlar
Mart ayının sonlarında Çinli robotik firması AGIBOT, insansı robotlarının 10.000’inci üretimini gerçekleştirdiğini açıkladı. Bu açıklama robotik sektörü için kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Gelinen noktada robotik, deneme aşamasından çıkıp, ölçeklenebilir, yaygın ve ekonomik bir gerçekliğe dönüşmüş durumda…
Bu kırılma yalnızca üretim kapasitesinde değil, aynı zamanda küresel ticaret hacminde de kendini gösteriyor. Robotik ve yapay zekâ destekli üretim, ülkelerin rekabet gücünü yeniden tanımlıyor. Uluslararası Robotik Federasyonu (IFR) verilerine göre, 2024 yılında 50 milyar dolar seviyesinde olan küresel robot pazarı büyüklüğünün 2030 yılına kadar 150 milyar doların üzerine çıkması bekleniyor.
Üretilen bu robotların büyük bir kısmı hali hazırda dünya genelinde iş başında…
Robotların en yoğun kullanıldığı sektörlere bakıldığında otomotiv, elektronik ve lojistik öne çıkıyor. Örneğin otomotiv sektöründe bazı üretim hatlarında robot kullanım oranı %80’in üzerine çıkmış durumda. Amazon gibi büyük lojistik şirketleri ise depo operasyonlarında yüz binlerce robot kullanarak operasyon maliyetlerini %20’ye kadar düşürebiliyor.
Sanayi devrimi kas gücünü, dijital devrim zihinsel emeği dönüştürmüştü. Şimdi ise her ikisini birden kapsayan daha derin bir kırılmanın içindeyiz. Bugün ise her geçen gün biraz daha fazla hissedilen ve metal yaka devrimi adı verilen büyük bir dönüşümün tam ortasındayız.
Bu dönüşümün ticari etkileri de oldukça çarpıcı. McKinsey raporlarına göre otomasyon teknolojileri, küresel ölçekte yıllık 13 trilyon dolara kadar ekonomik değer yaratma potansiyeline sahipken, Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) Mesleklerin Geleceği 2025 Raporu'na göre, 2030 yılına kadar 92 milyon işin dönüşeceğini, dünya çapında 170 milyon yeni iş fırsatının ortaya çıkacağı öngörülüyor. Çünkü bu kavram, yalnızca robotları değil; yapay zeka, otonom sistemler ve makinelerin iç içe geçtiği yeni bir üretim ve yaşam biçimini anlatıyor.
Türkiye açısından bakıldığında otomotiv, beyaz eşya, makine ve tekstil gibi sektörler ihracatımızın omurgasını oluşturuyor ve bu sektörler otomasyon ve robotik dönüşümün doğrudan etkisi altında. Ülkemiz Avrupa’nın en büyük beyaz eşya üreticilerinden biri konumunda ve üretim hatlarında robot kullanım oranı her yıl artıyor. Otomotiv sektöründe ise üretim süreçlerinin büyük bölümü robotik sistemlerle yürütülüyor. Türkiye de aktif endüstriyel robot sayısı 2023 yılında 26 binden fazla ve istikrarlı bir şekilde artışını da sürdürüyor.
Türkiye’de özellikle organize sanayi bölgelerinde bu dönüşüm hız kazanmış durumda. Bu durum, yalnızca üretim süreçlerini değil, iş gücü yapısını da dönüştürüyor.
Tüm bu gelişmelere paralel, karar alma süreçleri de dönüşüyor. Eskiden yöneticilerin sezgileriyle alınan kararlar, bugün veri setleri ve algoritmalar üzerinden şekilleniyor. Eğitim sistemleri de bu dönüşüme ayak uydurmak zorunda. Ezbere dayalı modellerin yerini, problem çözme ve disiplinler arası düşünme becerileri almalı. İnsanlar, makinelerle rekabet etmek yerine onlarla birlikte çalışmayı öğrenmeli.
Bugün önümüzde duran soru: Bu dönüşümün sadece izleyicisi mi olacağız, yoksa kurallarını belirleyen aktörleri mi?