Kahramanmaraş Haberleri
Kahramanmaraş
Kapalı
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce

Savaş ekonomisinde altının seyri

YAYINLAMA:

Ekonomide bazı dönemler vardır; piyasaların dili yalnızca verilerle değil, toplumun refleksiyle de şekil alır. Savaşlar böyle zamanlardır. Altın, güven arayışının güçlü temsilcilerinden biri olarak yeniden sahneye çıkar.

Genel kabul, savaş varsa altın yükselir. Ancak piyasanın gerçeği, her zaman düz bir çizgi izlemez. Hatta çoğu zaman ilk tepki, beklentinin tersine gelişir. Ortadoğu’da yaşanan savaşta da ilk başlarda savaş ihtimali arttıkça altın yükseldi. Ancak çatışma başladığı anda, fiyatlarda geri çekilme görüldü. Çünkü savaş başladığında yeni alıcı bulmak zorlaşır ve yatırımcılar karlarını realize etmeye yönelir. Çünkü piyasa, geleceği satın alır; gerçekleşeni değil.

Çatışma yaşayan ve bu sürecin ekonomik yükünü taşıyan hükümetler, artan nakit ihtiyacını karşılamak için zaman zaman fiziki altın satışına yönelebilir. Çatışmalar yalnızca cephede değil, bütçelerde de derin yaralar açar. Artan harcamalar, bozulan dengeler ve daralan gelirler, devletleri ve yatırımcıları likidite arayışına iter. Bu süreçte altın, güvenli liman olmanın ötesine geçer ve kolay nakde çevrilebilir bir varlık olarak devreye girer. Yani bir anlamda, korunmak için alınan altın, hayatta kalmak için satılır.

Enerji fiyatları da bu denklemin önemli bir parçasıdır. Özellikle petrol arzını tehdit eden savaşlar, küresel enflasyonu tetikler. Enflasyonun yükselmesi ise merkez bankalarını daha sıkı para politikalarına yönlendirir. Faizlerin yükseldiği bir ortamda altın, getiri üretmeyen bir varlık olarak görece cazibesini kaybeder. Bu da fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturur.

Bir diğer unsur ise doların gücüdür. Küresel kriz anlarında yatırımcılar güvenin yanı sıra likidite arar. Bu nedenle yönlerini çoğu zaman ABD doları ve tahvillerine çevirirler. Altın dolar üzerinden fiyatlandığı için, doların değer kazanması altını daha pahalı hale getirir ve talebi sınırlar. Böylece altın ile dolar arasında klasikleşmiş ters ilişki, savaş dönemlerinde daha da belirginleşir.

Tarihsel örneklere baktığımızda, Körfez Savaşı’ndan Irak işgaline, Rusya-Ukrayna savaşına kadar birçok çatışmada benzer bir seyir izlenmiştir: Önce yükseliş, ardından geri çekilme. Savaş uzadıkça, belirsizlik derinleştikçe ve sistemik riskler arttıkça altın yeniden yönünü yukarı çevirir. Çünkü uzun vadede altını besleyen temel unsur, güvensizliğin kendisidir.

Altın, beş bin yıllık tarihinde sayısız kriz gördü. İmparatorluklar yıkıldı, para birimleri değer kaybetti, sistemler değişti. Ama altının rolü büyük ölçüde aynı kaldı. O, her zaman bir “son sığınak” oldu. Ancak bu sığınak, her zaman sakin ve istikrarlı bir liman değildir. Bazen dalgalıdır, bazen yanıltıcıdır.

Altın piyasasında en önemli reflekslerden biri, dalgalanma anlarında soğukkanlı kalabilmektir.
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız