Halvet der encümen: “Halk içinde hak ile olmak”
Benim bu yaşıma gelen herkeste oldu mu? Bilinmez. Bende oldu.
Yaşım 60 oldu ve bu yaşlarda kendimi her daim şu iki yol ayrımında hissediyorum.
Daha doğrusu, bu iki seçenekten birini seçmek durumunda hissediyorum kendimi.
Bu iki seçeneği bazen içimden, bazen de yüksek sesle seslendiriyorum.
İşte o iki seçenek.
1- Sosyal hayatın içinde ol, insanlardan uzaklaşma, kendini düşündüğün kadar tüm insanları da düşün, yani içtimai bir hayat yaşa. (Sorun ve sıkıntı çeksen de bu hayat sevap kazanmak için tercih edilir.)
2- Sosyal hayatın içinden çık, insanlardan uzaklaş, inzivaya çekil, yani münzevi bir hayat yaşa. (Bu seçenek insanın yalnız kendi mutluluğunu düşünmek temelinde olduğundan açıkça söyleyeyim bencilce bir hayattır.)
Bu noktada şu açıklamayı yapmak gerek.
Bu yazıda münzevi hayat derken kastım tefekkür ve kitap okumakla dopdolu bir hayat değil. Münzevi hayat dediğimde “kabuğuna çekilme” anlaşılmalıdır.
Yani bu sözlerimden Ülkemizde milyonlarca emeklinin yaptığı gibi yazlık evinde yaşamak, denizi seyretmek ve habire yüzmek ya da yayla evinde yaşamak, ağaç altında uyumak ve ara sıra da toprağı çapalamak anlaşılsın.
Bu açıklamalardan sonra devam edelim.
60 yaşında karşımda iki seçenek duruyor.
1-Sosyal yani cemiyet adamı bir Ahmet Sandal.
2-Asosyal yani cemiyetten kopmuş münzevi Ahmet Sandal.
Hangisi?
Bunu bu aralar kendime çok sorsam da dönüp dolaşıp şu sesin doğrultusunda karar alıyorum.
Nedir o ses?
Bunları düşünürken, yani “içtimai bir hayat mı, münzevi bir hayat mı” diye düşünürken içimden bir ses duyuyorum.
Bildiğiniz bir ses değil bu elbette.
Bu bir iç sesi.
O iç ses, "ikinci yolu seçtiğimde mutluluğumun kısa süreceğini, ancak birinci yolu seçtiğimde ebedi mutluluğa kavuşacağımı" söylüyor.
Bu ses ya da siz buna duygu, hissediş diyebilirsiniz, bu ses, duygu ve hissediş beni bir hesap yapmaya ve derin bir tefekküre zorluyor.
Tefekkür ediyorum.
Yaş: 60.
En fazla kaç yaşarsın? 101 diyelim.
41 yıl ne suya, ne sabuna dokunma, fikir üretmekten ve beyan etmekten kaçın, halktan uzaklaş, bencilce bir hayat yaşa, ye iç, günümüzde bir çok emeklinin yaptığı gibi kabuğuna çekil, yalnızca kendini düşün.
Diyelim ki bunu seçtin. 41 yıl çabuk geçer. Kaldı ki bu 41 yılda “hastane hastane dolaşıp doktor kapılarında da hayatın geçebilir.” Mümzevi bir hayat çile ve hastalıkla da geçebilir. Zaten çoğu kimse de öyle oluyor. Hiç hastalanmasan da en fazla 41 yıl içinde (o da herkese nasip olmaz) öleceksin. 41 yıl sonra bencilce bir hayattan sonra seni götürüp bir mezar çukuruna gömecekler.
Ancak toplum içinde Halk arasında Hak üzere yaşarsan bu çok daha akılcı ve çok daha hayırlı.
İç sesim beni birinci yola yönlendiriyor.
"Duyduğum Bu Ses" doğrultusunda birinci yolda ilerliyorum, elhamdülillah.
Sözlerimi uzatmadan şu cümleler ile yazımı bitiriyorum.
Evet derin tefekkür ile vardığım sonuç şu:
“Halk içinde Hak ile olmak” yani “halvet der encümen.”
İnşallah, sağlık ve esenlik içerisinde, huzur ve afiyet ile “halvet der encümen” bir hayat yaşarız
Not: Tasavvufta ve özellikle Nakşibendî tarikatında “halvet der encümen” (toplum içinde halvet/yalnızlık) kavramıyla ifade edilen, insanın dış görünüşüyle (zâhiriyle) halkın ve hayatın içinde olması, ancak kalbiyle (bâtınıyla) sürekli Allah (Hak) ile beraber bulunması halidir. Bu kavramı yani “halvet der encümen” kavramını, bir WhatsApp durumumda, “içtimai hayat mı, münzevi hayat mı” diye sual etmemden sonra şahsıma hatırlatan Değerli Hukukçu Kardeşime en kalbi sevgilerimi sunuyorum. Allah (cc) O’ndan razı olsun.