İstanbul’da sel, göründü kel
Eski bir Milli Eğitim Bakanına atfen bir söz vardır: “Şu okullar olmasa ben Milli Eğitim Bakanlığını ne güzel yönetirdim.”
Tabi bu söz bir ironi içerir.
İroni demek, “söylenen sözün, yapılan eylemin veya yaşanan bir durumun tam tersinin kastedilmesi ya da beklenenin aksine gerçekleşmesi durumudur. Kelime kökeni Eski Yunancadaki eironeia (asıl maksadını gizlemek, bilmezden gelmek) sözcüğüne dayanır.”
Biz de İstanbul’da son yağışlardan sonra gelen selden sonra şunu söyleyelim, ironi babında: “Şu seller ve şu aşırı yağmurlar olmasa ben bu İstanbul’u ne güzel yönetirim.”
Şaka bir yana artık sadede gelelim.
Bu gün sosyal medya hesaplarımda, Facebook’ta, WhatsAPP’ta, Istagram’da, LinkEdIn’d ve X’ye yani Twitter’de şunları yazdım ve paylaştım.
Dilimizde "şapka düştü, kel göründü" deyimi, her şeyin "güllük gülistanlık" sanıldığı bir ahvalde beklenmedik bir gelişmenin gerçekleri ortaya çıkaracağını anlatmak için kullanılır.
Evet, İstanbul'da sel meydana geldi "kel göründü."
Yani kısaca şöyle dedim: “İstanbul’da seli göründü kel!”
Serde şairlik olunca böyle özetledik durumu.
Bir insanın başındaki kelliği şapka gizler. Biizm de şehirlerimizdeki alt yapı eksikliğimi ve çarpık kentleşmeyi, yağışların olmaması, bir felaketin olmaması gizler. Maazallah, sel, deprem, heyelan ve fırtına-kasırga gibi afetler olduğunda şehirlerimizin hal-i pür melali ortaya çıkar.
Sırf İstanbul değil, tüm şehirlerimiz alt yapı yönünden durumumuz sıfıra yakındır. Yani güçlü bir alt yapı yoktur şehirlerimizde.
Ne yağmur sularını tehlikesiz ve hızlı bir şekilde bertaraf edecek bir sistem var, ne de diğer felaketlerde güçlü bir alt yapımız var.
Evet, çok kuvvetli ve sağlam alt yapıya sahip şehirlerimiz yok. Beklenmedik çok olay yaşanmadığı için durumu idare edip gidiyorduk. Artık yağışlar fazlalaştığı için durumu idare edemiyoruz.
Neyse çok söze gerek yok.
Geçmiş olsun İstanbul
Evet, böyle yazdım.
Esasında bu hususta çok çok söz söylemek gerek ve her fırsatta Yetkilileri uyarmak gerek.
“Yapmayın, etmeyin, açmayın ya bu her boş gördüğünüz yerleri imara!”
Yapmayın, etmeyin, her bulduğunuz, her gördüğünüz toprak parçası üstüne ev yapmak, bina dikmek zorunda değilsiniz.
Şimdi tam bu noktada bundan birkaç ay önce, bir yerde söylediğim sözü burada da beyan ediyorum.
“Ah zalımlar ah, ah açgözlüler ah! Bu köşede şu toprak parçası uzun süre boş kalmıştı. Nihayet onu da mı inşaata verdiniz? Korktuğum oldu. “Burası da inşaata gider” diyordum. Gitti. O köşede duran boş toprak parçası da mı şimdi inşaat olacak? Orası da mı AVM olacak? Orası da mı rezidans olacak? Orası da mı iş merkezleri olacak? Çok üzüldüm, üzgünüm.”
Gerçekten de şehirde yeter ki bir yerde bir köşede, bir küçük boş toprak parçası görsün birileri. Hemen allem-gullem, hemen imar-mimar, hemen inşaat-minşaat, ve ardından gelsin milyonlarlar. “Ey Belediyeciler, Ey diğer Yetkililer! Acıyın ya, insaf edin bu halka, merhamet edin bu vatandaşlara!” Ne bir yeşil ağaç, ne bir orman, ne bir park, ne bir dinlenme yeri bıraktınız, şehirleri adeta beton yığınlarına çevirdiniz.
Bu yazım her ne kadar İstanbul özelinde ise, ben Ankara’da yaşıyorum.
Ankara’da yaşayan her kes bilir. Son 5-10 yılda, şehrin birkaç noktasına, Yenimahalle yolu üzerine, Etlik cihetine öyle koca koca binalar dikildi ki, arada neredeyse bir rüzgârın geçeceği boşluk bırakmadan, toplu konutlar, AVM’ler diktiler. Bu iki yerde artık dev çirkin binalar yükseliyor. Ben diyeyim 5000 konutluk, siz deyin 10000 bin konutlu binalar. Sırf bu iki yer mi? Ankara’nın Eskişehir Yolu güzergâhı, Çay Yolu tarafı, İncek ciheti, Bağlıca tarafı, Yaşamkent dedikleri yerler, daha ismini sayamayacağım onlarca mahallede, onlarca bölgede, dev dev binalar, kale gibi, kule gibi yüksek binalar dikildi.
Ve bu dikilen yerlerde, yani koca koca binalar yapılan yerlerde sevimsiz görüntüler, çirkinlikler ile görüntü kirliliğine meydan verildiği gibi, alt yapı da sıfıra yakındır. Yani alt yapı anlamında çok sağlam olduğu söylenemez.
Gelelim tekrar İstanbul’daki sel felaketine.
Biraz önce sosyal medyada gördüm. İstanbul’da milyarlık Plazalar, AVM’lerin otoparkları göle dönmüş. Bu görüntüler yanında Sarıyer tarafından onlarca sel görüntüsü var. Yollardan aşağıya sel önüne geleni sürüklüyor. Koca koca araçlar, son model arabalar selde aynen bir kağıt kutu, bir plastik şişe gibi sürükleniyor.
O manzaralarda sırf sürüklenenler araçlar mı? Hayır, hayır! Evler sular altında, insanlar sularda sürükleniyor. Dehşet ve görülmemiş sel manzarası, tarih 14 Ekim 2026 ve İstanbul sele teslim. Bugün yani, 15 Ekim 2026 günü okullar tatil edildi İstanbul’da.
Çok şey yazarım da yine sosyal medyada bugün yazdıklarımı tekrar ederek hüzünlü bir ruh halimde huzurlarınızdan ayrılıyorum.
“Dere tepe demeden imara açılan yerleri, yağmur ve sel tekrar eski haline getiriyor. Açgözlü insanlar, adı müteahhittir, mühendistir, yatırımcıdır, yöneticidir, şudur budur, önemli değil, işte birileri tarafından zorla Doğa’nın elinden alınan yerler, tekrar yağmur ve sel vesilesiyle asıl sahibine, yani Doğa’ya iade ediliyor. Doğa’dan zorla alırsanız, o da gün gelir o yerleri sizden geri alır. İstanbul'daki sel olayının özeti budur.”.
Ben bu hususlara yalnız bu gün dikkat çekmiyorum. Ben nerdeyse yarım asırdır yazıyorum ve herkesi şehirleşme konusunda dikkatli olmaya çağırıyorum.
Evet, bu Kardeşiniz sel ve benzeri hususlara dikkat çekin, sağlıklı ve insani kentleşme üzerine binlerce yazı yazmıştır. Dinleyen nerede? Bizim dinlemedikleri için daha neler neler yaşanacak, Allah muhafaza!