Bizim sağcılar birbirini kıskanır!
Ah Bizim Sağcılar ah! Vah Bizim Sağcılar vah!
Bu Ülkede solcu kendi adamına sahip çıkar. Haklı da olsa sahip çıkar, haksız da olsa sahip çıkar. Bunun örnekleri çoktur.
Sosyal medyada görüyoruz. Etrafımızdan duyuyoruz. Bir solcu (ya da solcu demeyelim de karşı cenahtan birisi) bir olumsuzluk yaptığında ve bir hata işlediğinde, hatasına ve olumsuzluğuna rağmen, “karşı cenah, adamına sonuna kadar sahip çıkıyor.”
Bizim Sağcılar, (ya da Bizim Sağcılar demeyelim de Bizimkilerden birisi) bir hata ve olumsuzluk işlediğinde, adamı önce bizimkiler aforoz ediyorlar. Yani adamın haklı ya da haksız olup olmadığını bile araştırmıyorlar.
“Yapmıştır, yapmıştır, akıllı olsaydı da yapmasaydı, çeksin cezasını” diyerek ve bir kendileri de o adama onlarca hata ve yanlış yükleyerek adamı bir anda aforoz ediyorlar.
Bir yazara atfen söylenen sözdür ya da veciz sözdür. Söz şöyledir: “Davam uğruna başıma bir şey gelse, arkama bakmam. Çünkü arkamdan bana destek için kimsenin gelmeyeceğini bilirim.”
Al benden de o kadar. Ben de arkamdan Bizimkilerin, ismine Müslümanlar de, Sağcılar de, ne dersen de, Bizim Müslümanların beni yalnız bırakacağını bildiğim için, Bizim Sağcıların beni yalnız bırakacağını iyi bildiğim için, arkama dönüp bakmam. Çünkü desteğe gelmezler.
Zaten çalışma, faaliyet ve işlerimde, arkamdan hiçbir Müslümanın ve hiçbir Sağcının gelmeyeceğini ve bana destek olmayacaklarını en başta hesaba katarak, öyle hareket ederim.
Şimdi burada bir anekdotun ya da meşhur darb-ı meselin anlatılmasının tam sırasıdır.
Bu mesel şöyledir. Bu arada “mesel” nedir onu da anlatalım. Mesel, genellikle "benzer", "örnek" veya "ibret alınacak hikâye" anlamına gelen Arapça kökenli bir kelimedir. “Darb-ı mesel” dediğimizde de meselden örnek almak anlaşılmalıdır.
Mesel’imizin ismi de var. İsmi: “Müslümana Haram Çeşmesi.”
Eski zamanlarda Bursa’da bir Müslüman, bir çeşme yaptırmış ve çeşmenin üstüne “Her kula helâl, Müslüman’a haram!” Böyle bir yazı elbette tepki çeker. Durum ta Padişaha kadar yansıtılmış ve Padişah adamı yanına çağırmış ve “yaptırdığın çeşmemin üstüne neden Müslümana haram yazdırdın. Bu nasıl bir ayrımcılık böyle!” demiş. Adam bunun sebebini şöyle açıklamış: “Sultanım, herhangi bir havradan rastgele bir hahamı tutuklayın, biraz içeride tutun. Anında adamlar hahamlarına sahip çıkarlar. Ortalığı birbirine katarlar. Herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için de aynı işlemi yapın ve rastgele tutuklayın. Adamlar yine ortalığı birbirine katarak papazlarını kurtarırlar. Ben bir camii imamıydım. Bir gün beni haksız yere alıp götürüp tutukladılar. Camii cemaatinden bir kişi bile bana sahip çıkmadı ve bana destek olmadı. Hatta arkamdan “yanlışı var ki tutukladılar. Çeksin cezasını. Zaten o hocayı da gözümüz tutmamıştı. Şüpheleniyorduk” diye de söz etmişler. Ben de tutukluyken bir çeşme yaptıracağıma ve üzerine de böyle bir söz yazdıracağıma dair kendi kendime söz verdim” demiş. Bu kıyaslamayı duyan Padişah, “haklısın be Hocam, bu Müslümanlara su içmek şöyle dursun, nefes almak bile haram” demiş.
Doğrudur ya da yanlıştır. Yaşanmıştır ya da uydurmadır. Ancak böyle bir temsili hikaye anlatılır. Her temsili hikayede olduğu gibi elbette anlatılanlarda hakikat payı da vardır.
Gerçek olan şudur. Bizim Sağcılar, Bizim Müslümanlar, öncelikle birbirine karşı kıskançtırlar. Birbirlerini kıskanırlar. Tabi teşbihte ve genellemede hata olmaz. Biz bu benzetmeyi, bu teşbihi geneli esas alarak yapıyoruz. Birbirini kıskanmayan Müslümanlar ve Sağcılar da vardır.
Bizim Sağcılar ve Müslümanlar, peki, birbirini kıskanmasa da her şart ve her ahvalde birbirilerine destek olurlar mı? Bu soruya da olumlu cevap veremem.
Müslümana Haram Çeşmesini yaptıran Hoca gibi düşünüyorum ben de, “bizimkiler hemen arkadaşını yarı yolda bırakır.” Yapmasaydı, etmeseydi, çeksin cezasını” diyerek kenara çekilir.
Tabi burada da istisnalar olabilir. Bizim Cenahtan şartsız ve her ahvalde kendi adamına sahip çıkan da olabilir. Az da olsa böyle sahip çıkan da olabilir.
Tabi burada şunu da kastetmiyoruz. “Yanlış yapanı, hata yapanı körü körüne savunalım.” Bunu asla demiyorum. Böyle düşünmemiz mümkün değil.
Benim dediğim şu: “Adamımızın eğer çok büyük ve yüz kızarıcı yanlışı yoksa, ufak-tefek hata yaptı diye alıp da bir kenara atmayalım. Sahip çıkalım.”
Bakın solculara, bakın karşı cenaha, adamlarını nasıl savunuyorlar. Onları örnek alın.
Bizim de başımıza bir zamanlar bir şey geldi. “Fatih Sultan Mehmed Han’ı savunduk ve bu savunma refleksi ile de bir mevcut Bakanı tenkit ettik, sosyal medyada, “Ey Bakan, İstanbul fethedildi, işgal edilmedi. Özür dile” dedik diye başımıza bazı işler geldi. Başkanlık görevinden alındık. Hakkımızda soruşturma açıldı. Ve kimse sahip çıkmadı. Zaten kimsenin de sahip çıkmasını beklemiyordum.”
Ben yazımın ilk başlarında belirttiğim düşüncedeyim. “Davam uğruna başıma bir şey gelse, arkama dönüp bakmam. Çünkü arkamdan bana destek için kimsenin gelmeyeceğini bilirim.”
Bizim Sağcılar, Bizim Cenah genelde birbirini kıskanır. Bunu da kurmuş olduğum bir Sivil Toplum Kuruluşu (STK) özelinde belirteyim. Sırf rıza-i ilahi için bir işe giriştik. Bizimkilerden hiçbir destek gelmediği gibi, “bu da nereden çıktı şimdi? Bunun da maksadı ne? Nereye oynuyor. Bir şeyler mi elde etmek istiyor? diyerek bizi “uzaktan izliyorlar, bize merakla bakıyorlar.
Sebebi tek kelime: “Kıskançlık.”
Niye kıskanıyorlar bizimkiler birbirlerini. “Elbette onun da sebebi nefis ve enaniyet’tir.”
Allah (cc) bizimkileri ıslah etsin.
Amin.
Not: Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi, hak ehlinin (mü’minlerin) nefis ve enaniyet (benlik) yüzünden ayrılığa düştüğünü; batıl ehlinin (inkarcıların) ise tehlike anında zayıflıklarını bilip yardımlaşma ve dayanışma ile birleştiğini belirtir. Mü’minler uhrevi sorumluluğu unutup hırs ve rekabete kapıldıkça birliklerini kaybeder” diyerek bu hususta, yani konumuzla alakalı bir tespitte bulunur. Bu tespiti de bir başka yazımda ayrıntılı anlatacağım, inşallah.
Haydi hayırlısı.