Kahramanmaraş Haberleri
Kahramanmaraş
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
İğneyi kendimize batırmadan çuvaldızı hükümete batırmayalım

İğneyi kendimize batırmadan çuvaldızı hükümete batırmayalım

YAYINLAMA:

Bir süredir memlekette garip bir alışkanlık edindik. Ne olursa olsun dönüp dolaşıp aynı yere bakıyoruz: Hükümet.

Bir yerde cinayet işleniyor, hükümet suçlanıyor. Bir yerde hırsızlık oluyor, hükümet suçlanıyor. Bir iş yerinde gerekli tedbirler alınmıyor, bir göçük meydana geliyor, hükümet suçlanıyor. Bir vatandaş kendi sorumluluğunu yerine getirmiyor, yine hükümet suçlanıyor.

Elbette hükümet eleştirilecek. Elbette devletin kurumları denetlenecek. Elbette kamu yöneticileri yaptıkları işin hesabını verecek. Bunun aksini söylemek zaten mümkün değil.

Ama Allah aşkına…

Her olayın, her yanlışın, her suçun, her ihmâlin doğrudan hükümetin hanesine yazılması ne kadar akla, vicdana ve gerçekliğe uygun? İşte benim itirazım tam da burada başlıyor. Çünkü biz galiba sorumluluk kavramını da siyasi kamplaşmanın içine hapsettik. Devlet başka, hükümet başka. Önce şu ayrımı yeniden hatırlamamız gerekiyor: Devlet ile hükümet aynı şey değildir.

Hükümet gelir, hükümet gider. İktidarlar değişir. Bakanlar değişir. Belediye başkanları değişir. Bürokratlar değişir. Ama devlet devam eder. Devlet dediğimiz yapı; kurumlarıyla, hukukuyla, güvenliğiyle, kamu hizmetleriyle ve vatandaşla kurduğu ilişkiyle süreklilik taşır. Benim için devlet, bugün var olan bir siyasi kadrodan ibaret değildir.

Devlet 18 yaşındadır.

Dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Kimi için anadır devlet, kimi için babadır. Ama her durumda devlete duyulan bağlılık, hükümete duyulan siyasi destekle aynı şey değildir. Devleti sevmek başka, hükümeti desteklemek başka. Hükümeti eleştirmek başka, devlete düşmanlık etmek başka. Bu ayrımı yapamadığımız zaman ortaya sağlıklı bir tartışma değil, sürekli birbirini suçlayan bir toplum çıkıyor.

Eleştiri elbette olacak

Kimse yanlış anlamasın. Hükümet eleştirilemez demiyorum. Tam tersine… Hükümet de eleştirilecek. Devlet kurumları da eleştirilecek. Belediyeler de eleştirilecek. Bakanlıklar da denetlenecek. Bürokratlar da hesap verecek. Çünkü kamu görevi yapan herkesin hesap verebilir olması, hukuk devletinin temel şartlarından biridir. Anayasal sistemde kamu görevlilerinin görev ve sorumlulukları ayrıca düzenlenmiş durumda. Fakat eleştiri ile suçlamayı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir şeyin sorumlusu kimse, onu konuşalım. Yetki kimdeyse onu sorgulayalım. Denetim kimdeyse onun hesabını soralım. İhmal kimden kaynaklandıysa onu ortaya çıkaralım. Ama sırf siyasi görüşümüz farklı diye her olayın üzerine “Hükümet yaptı” etiketi yapıştırmak, ne gazetecilik olur ne siyaset ne de hakkaniyet. Çünkü gerçek hayat sosyal medya paylaşımından biraz daha karmaşık.

Bir cinayet işlendiğinde hükümet mi katil? Şimdi düşünelim. Bir insan başka bir insanı öldürüyor. Ortada bir cinayet var. Katili bulmak, yargılamak ve gerekli cezayı vermek devletin görevidir. Ama cinayeti işleyen kişinin iradesini, ahlakını ve sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırıp “Bunun suçlusu hükümettir” demek ne kadar doğru? Devletin güvenliği sağlama, suçları önleme ve hukuk düzenini işletme konusunda elbette sorumluluğu vardır.

Fakat insanın kendi iradesi, kendi vicdanı ve kendi ahlakı da vardır. İnsan sadece kanunlardan ibaret değildir. İnsanı insan yapan biraz da vicdanıdır. Vicdan yoksa kanunun etrafından dolaşmanın yolu bulunur. Vicdan yoksa hırsızlık normalleşir. Vicdan yoksa kul hakkı önemsizleşir. Vicdan yoksa insan, başka bir insanın canına kıymayı bile kendince gerekçelendirebilir. İşte bizim asıl konuşmamız gereken meselelerden biri belki de budur: Vicdanımızı ne zaman kaybetmeye başladık? Hırsıza hırsız diyebiliyor muyuz?

Bugün siyasi tartışmaların en büyük problemlerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Kendi tarafımızdan biri yanlış yaptığında bin tane gerekçe buluyoruz. Karşı taraftan biri yaptığında ise kıyameti koparıyoruz. Bizim partiden hırsızlık yapan varsa “Bir bildiği vardır” diyoruz. Karşı taraftan biri yapınca “Memleketi soyuyorlar” diye bağırıyoruz. Bizim tarafın yöneticisi hata yapınca “Yanlış anlaşılma” diyoruz. Karşı tarafın yöneticisi aynı şeyi yaptığında “İstifa etsin” diyoruz. Peki bu nasıl bir adalet duygusu? Hırsıza hırsız diyemiyorsak… Sadece bizim hırsızımız olduğu için hırsızlığı görmezden geliyorsak…

O zaman kusura bakmayın ama bizim derdimiz adalet değil, tarafgirliktir. Ve tarafgirliğin olduğu yerde vicdan geri çekilir.

Her göçüğün sorumlusu aynı makam değildir

Bir başka mesele de şu: Bir yerde göçük meydana geliyor. İlk cümle hazır: “Hükümet nerede?” Tamam. Soruyu soralım. Ama devamını da soralım. İş güvenliği tedbirlerini kim almadı? Risk değerlendirmesi yapıldı mı? İşyeri sahibi yükümlülüklerini yerine getirdi mi? Denetim yetkisi kimdeydi? Yerel idarenin sorumluluğu var mıydı? İlgili kamu kurumu görevini yaptı mı? Çalışan gerekli eğitimi aldı mı? Yönetici gerekli tedbiri istedi mi? Bütün bunlara bakmadan doğrudan siyasi bir hüküm vermek, gerçeği aramak değil, hazır bir suçlu bulmak olur.

Nitekim iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, kamu ve özel sektörde işverenlerin açık yükümlülüklerini düzenliyor; risk değerlendirmesi, acil durum planları, eğitim, sağlık gözetimi ve gerekli güvenlik tedbirleri bunların arasında yer alıyor. Yani mesele sadece Ankara'dan ibaret değil. Bazen mesele iş yerinde. Bazen belediyede. Bazen ilgili kurumda. Bazen yöneticide. Bazen denetimdedir. Bazen de doğrudan insanın kendisindedir.

Sorumluluğu doğru yere koymak zorundayız. Yerel yönetimler de bu ülkenin yönetimidir. Üstelik Türkiye'de yönetim yalnızca merkezi hükümetten oluşmuyor. Belediyeler var. Yerel yönetimler var. Kamu kurumları var. Meslek kuruluşları var. İşverenler var. Sendikalar var. Vatandaş var. Mahalle var. Aile var. Okul var. Hepimizin içinde bulunduğu kocaman bir sorumluluk zinciri var.

Yerel yönetimler vatandaşın günlük hayatına en yakın yönetim katmanlarından biri. Dolayısıyla yol, imar, çevre, ulaşım, şehir düzeni ve daha birçok alandaki tartışmada yetkinin kimde olduğunu bilmeden sadece merkezi hükümeti hedef göstermek, sorunun tamamını açıklamaz.

Üstelik kanunlar da görev ve sorumlulukları kurumlara göre ayırıyor. O halde bizim de ayırmamız gerekiyor.

“Hadi oradan” denilecek noktaya gelmeyelim

Bakın… Siyaset yapılacaksa yapılsın. Hem de sonuna kadar. Farklı düşünelim. Farklı partilere oy verelim. Farklı dünya görüşlerine sahip olalım. Bunların hiçbirinde problem yok. Demokrasi zaten farklı düşüncelerin bir arada yaşama sanatıdır. Ama bir noktada ortaklaşmak zorundayız: Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyeceğiz. Bunu yapamıyorsak siyasi kimliğimizin hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü insan önce insan olacak. Sonra vatandaş olacak. Sonra siyasi görüşünü savunacak. Önce vicdan. Sonra siyaset. Önce ahlak. Sonra tartışma. Önce hakikat. Sonra taraf.

Alternatifin yoksa sadece bağırmanın anlamı yok

Bir başka alışkanlığımız daha var.Eleştirmek çok kolay. “Bu yanlış.” “Bu olmadı.” “Beceremediler.” “Her şey kötü.” Peki çözüm? İşte orada ses kesiliyor. Oysa gerçek siyaset sadece itiraz etmek değildir. Gerçek muhalefet sadece “hayır” demek değildir. Gerçek gazetecilik de sadece suçlu aramak değildir. Sorunu göstereceksin. Nedenini anlatacaksın. Sorumlusunu ortaya koyacaksın. Ve mümkünse çözümünü de söyleyeceksin. “Ben olsam ne yapardım?” sorusunun cevabı yoksa, eleştirinin bir kısmı eksik kalır. İnsanlık adına bir fikrin varsa savun. Şehir adına bir projen varsa anlat. Ülke adına bir çözümün varsa ortaya koy. Ama sadece öfkeyi büyütmek, kimseye bir gelecek inşa etmez.

Çuvaldızı batırmadan önce iğne

Velhasıl kelam… Bizim yeniden bir şeyi öğrenmemiz gerekiyor. İğneyi kendimize batırmayı. Çünkü sürekli başkasını suçlayan toplumlar bir süre sonra kendi hatalarını göremez hale gelir. Her yanlışın sorumlusunu dışarıda ararsak kendi sorumluluğumuzu unutuyoruz. Her cinayette hükümeti, Her hırsızlıkta devleti, Her göçükte Ankara'yı, Her toplumsal problemde siyaseti suçlarsak… Bir gün dönüp kendimize şu soruyu sormayı unutabiliriz: “Ben bu işin neresindeyim?” İşte asıl mesele budur.

Hükümetin de sorumluluğu varsa elbette hesap soracağız. Devlet kurumunun ihmali varsa elbette ortaya çıkaracağız. Belediyenin kusuru varsa elbette yazacağız. Bürokrat görevini yapmadıysa elbette sorgulayacağız. İşveren tedbir almadıysa elbette hesabını soracağız. Ama bütün bunların yanında insanın kendi sorumluluğunu da konuşacağız. Çünkü adalet, sadece başkasına uygulandığında adalet değildir.  Ahlak, sadece karşı taraf için geçerli olduğunda ahlak değildir. Vicdan, sadece işimize geldiğinde hatırladığımız bir duygu değildir. Ve devlet, günlük siyasi hesaplaşmaların malzemesi yapılmayacak kadar büyük bir kavramdır.

O nedenle bundan sonra biraz daha dikkatli konuşalım. Önce olayın kendisine bakalım. Sonra yetkiye. Sonra sorumluluğa. Sonra ihmale. Sonra suça. Ve en sonunda siyasete.

Çünkü belki de yıllardır yanlış sırayla konuşuyoruz. Önce hükümeti suçluyoruz. Sonra gerçeği arıyoruz. Oysa doğrusu tam tersi olmalı. Önce gerçeği arayalım. Kim sorumluysa onu söyleyelim. Kim hata yaptıysa hesabını soralım. Kim suç işlediyse suçlu diyelim. Kim görevini yapmadıysa onu ortaya çıkaralım. Ama sırf siyasi görüşümüz farklı diye gerçeğin üzerini örtmeyelim. Çünkü bu ülkenin ihtiyacı daha fazla bağıran insan değil. Daha fazla vicdan sahibi insan.

Ve belki de bugün hepimizin kendimize sorması gereken en basit soru şu: “Çuvaldızı kime batıracağımı düşünmeden önce, iğneyi kendime batırdım mı?”

Cevabımız “evet” olduğu gün, birbirimizi suçlamaktan biraz olsun vazgeçip gerçekten memleket meselelerini konuşmaya başlayabiliriz.
 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız