Marifet saraydaki Yusuf’a dost olmak değil…
İnsan hayatında bazı cümleler vardır; kısa söylenir ama uzun uzun düşündürür.
“Marifet saraydaki Yusuf’a dost olmak değil…”
Asıl mesele, Yusuf zindandayken onun yanında durabilmektir.
Çünkü güçlünün yanında bulunmak kolaydır. Makamın, paranın, şöhretin ve kalabalığın olduğu yerde herkes dost görünür. İnsanlar bazen şahsa değil, onun sahip olduğu güce yakın durur. Oysa gerçek dostluk, güç kaybolduğunda belli olur.
Bugün bir başka cümle de aynı hakikati hatırlatıyor:
“Güce yakın olmak kolaydı; doğruya, kendi ilkelerine sadık kalmak zordu. Ben zor olanı seçtim. Rüzgârın yönüne göre dönenlerden olmadım. İnandığım yerde dimdik durdum, duruyorum da. Kula minnet eylemem.”
İşte mesele tam olarak budur.
İnsan, menfaatine göre yön değiştirmemeli. Rüzgâr nereden eserse essin, insanın bir istikameti olmalı. Çünkü karakter, herkes aynı şeyi söylerken değil; herkes başka tarafa giderken belli olur.
Bazen doğru yerde durmak yalnız bırakır insanı. Bazen alkış yerine suskunluk, destek yerine mesafe görürsün. Ama insanın kendisine sorması gereken soru şudur:
“Ben bugün güçlü olanın yanında mı duruyorum, yoksa doğru bildiğimin yanında mı?”
Çünkü makamlar değişir, insanlar değişir, dengeler değişir. Dün alkışlanan bugün unutulabilir. Dün dışlanan yarın baş tacı edilebilir.
Ama insanın kendi vicdanına verdiği cevap değişmemeli.
Marifet saraydaki Yusuf’a dost olmak değil; zindandaki Yusuf’un yanında, kimse görmezken de durabilmektir.
Rüzgârın yönüne göre değil, inandığın hakikatin yönüne göre yürü.
Çünkü insanı değerli kılan, kimin yanında göründüğü değil; hangi bedeli göze alarak nerede durduğudur.