Malazgirt’ten bugüne: Kapıyı açmak yetmez
26 Ağustos 1071…
Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te kazandığı zafer, sadece bir savaşın kazanılması değildi. O gün Anadolu’nun kapıları açıldı; fakat asıl mesele, o kapıdan sonra ne yapılacağıydı.
Bugün 955 yıl sonra Malazgirt’i konuşurken kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz bize bırakılan bu mirasın hakkını verebiliyor muyuz?
Çünkü Malazgirt’in ruhu yalnızca meydanlarda savaşmak değildir. O ruh; zor zamanda sorumluluk almak, birbirine sahip çıkmak, çalışmak, üretmek ve ahlakı elden bırakmamaktır.
Bugün gençlerimizin önemli bir kısmı gelecek kaygısı yaşarken, esnafımız ayakta kalma mücadelesi verirken, aileler ekonomik sıkıntılarla boğuşurken, toplum olarak yeniden bir dayanışma ruhuna ihtiyacımız var.
1071’de Anadolu’nun kapısını açanlar, kendilerine hazır bir hayat bulmadılar. Bir mücadele verdiler, emek verdiler, bedel ödediler ve bu toprakları gelecek nesillere emanet ettiler.
Bugün bize düşen de aynı sorumluluktur.
Geçmişimizle övünmek kolaydır; asıl mesele geçmişimize layık bir gelecek kurabilmektir.
Bir esnaf dürüstlüğüyle, bir öğretmen öğrencisiyle, bir genç çalışkanlığıyla, bir yönetici adaletiyle, bir baba ailesine sahip çıkmasıyla bu ülkenin geleceğine katkı sunabilir.
Malazgirt bize yalnızca “Anadolu bizimdir” demedi.
Bize, “Bu emanete sahip çıkın” dedi.
Öyleyse bugün Malazgirt’i anmanın en güzel yolu, sadece bayraklarla ve törenlerle geçmişi hatırlamak değil; o günkü azim, cesaret, birlik ve ahlakı bugünün hayatına taşımaktır.
Çünkü 1071’de kapıyı açmak büyük bir zaferdi. Fakat o kapının ardında güçlü, adaletli ve ahlaklı bir gelecek kurmak, bizim imtihanımızdır.
Malazgirt Zaferi kutlu olsun.
Sultan Alparslan’ı ve bu toprakları bize emanet eden bütün ecdadımızı rahmet ve minnetle anıyorum.