Çırak kaybolursa Ahilik de kaybolur
Eskiden anne babalar çocuklarına bir meslek kazandırmayı “altın bilezik” olarak görürdü. Çünkü meslek sadece para kazanmak değil; sabır, emek, disiplin ve ahlak öğrenmekti.
Bu kültürün adı Ahilikti.
Çırak önce dükkânı süpürür, ustasını izler, işin inceliklerini öğrenirdi. Ama aslında sadece meslek öğrenmezdi; saygıyı, dürüstlüğü, sözünde durmayı, müşteriye hürmeti ve yaptığı işin hakkını vermeyi öğrenirdi.
Çırak kalfa olur, kalfa usta olur, usta da kendisinden sonra gelecek çırağı yetiştirirdi. Böylece sadece meslek değil, ahlak ve tecrübe de nesilden nesile aktarılırdı.
Bugün ise esnafın en büyük şikâyetlerinden biri: “Çırak bulamıyoruz.”
Herkes usta arıyor ama kimse çırak olmak istemiyor. Herkes kazanmak istiyor ama kimse yıllarca öğrenmeyi göze almak istemiyor.
Oysa usta olmak isteyen önce çırak olmayı bilmelidir.
Bugün kaybettiğimiz sadece çırak değil; yarının kalfasını, ustasını ve usta öğreticisini kaybediyoruz. Daha da önemlisi, mesleklerin içinde taşınan ahlakı ve kültürü kaybediyoruz.
Elbette çıraklarımızın emeğinin karşılığını alması ve insanca şartlarda yetişmesi gerekir. Ancak çıraklığı küçümsemek de büyük bir yanlıştır.
Çünkü Ahilik bize şunu öğretmişti:
Önce insan, sonra esnaf.
Önce ahlak, sonra kazanç.
Belki de bugün meslekleri değil, meslek ahlakını yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor.
Çünkü
Çırak yoksa usta yoktur.
Usta yoksa meslek yoktur.
Meslek yoksa kültür yoktur.
Ve bir toplumda meslekle birlikte ahlak da kayboluyorsa, kaybedilen yalnızca bir iş kolu değil, bir medeniyet mirasıdır.