Şairin fikri neyse şiiri odur
Son zamanlardaki şiirlerimde daha çok tasavvuf esintisi, içe dönüş, yürek sesini daha fazla dinleme, uhrevi alemi daha fazla düşünme ve Dünya’da insan olmanın sorumluluğunu daha fazla hissetme ağır basmaktadır. Bu nedenle de şiirlerimde eskiye nazaran daha fazla tasavvuf esintileri ve yürek haykırışları bariz bir şekilde fark edilmektedir.
Bunu siz neye bağlarsınız bilemem. Ben bunu yaşımın ilerlemesine bağlıyorum.
İşte son üç şiirim ve tasavvuf esintileri.
ESAS GÖREV
"Allah, emrinde (işinde) galiptir,
fakat insanların çoğu bunu bilmezler."
(Yusuf Suresi, 21)
Kendini serbest, başıboş mu sandın.
Böyle düşünürsen yandın ha yandın.
Allah asla ve asla abes iş yapmaz.
Bunu bilen doğru yoldan hiç sapmaz.
Ezelden belli her şey, takvimi bekler.
Düşün ve anla, hangi iş, kimi bekler?
İlahi planda her şey tıkır tıkır işler.
Sebepsiz değildir, gelişler ve gidişler.
Sen çalış, kaderindeki neyse ara.
Hakk'tan ayrılma, bollukta ve darda.
Gece gelip geçer, sabah ulaşır an.
Gece-gündüz her daim sınanır insan.
Sınananlara akıl ve irade dayanak.
Aklını kullanmayan en büyük ahmak.
Hayat ancak sabır ve şükürle aşılır.
Sanma ki hayat başka türlü anlaşılır.
Bakın işte vardık sona adım adım.
İşte ben, şu gerçekle baş başa kaldım.
Her şey Allah'ın takdirine göredir.
İlim ve hikmeti aramak görevdir.
Vesselam.
BİZ ARTIK DOST DEĞİLİZ!
Ne güzel el ele gidiyorduk.
Birden elini bıraktım Dünya'nın.
Neye uğradığını şaşırdı.
Hiç beklemiyordu.
Altmış yıllık dostundan.
Sağa-sola baktı.
Çok da umursamadı.
Dostları çoktu çünkü.
Koştu bir başka dostuna.
Elinden tutmak için.
Onlar da ona koştular.
Benim gözümde boştular.
Dünya başkalarının elini.
Tutarken gözleri bendeydi.
Tekrar tutacak mı elimi diye.
Gözucuyla süzüyor beni.
Bu haliyle üzüyor beni.
Umudunu kessin diye.
Seslendim.
Böyle daha iyi.
Elinden tutmam artık desem de.
Ümitvar Dünya.
Benden kes umudunu desem de.
Özgüveni tavan yapmış Dünya'nın.
Bana muhtaç, bensiz yapamaz.
Diye düşünüyor.
Boş düşünce içindesin Dünya.
Elini bıraktım bir kere.
Tutmam artık o eli.
Hiçbir faydasını görmedim ki.
Hâlâ anlamıyor.
Anlayışsızın teki ya!
Biz artık dost değiliz.
Niye anlamıyorsun Dünya!
ÖNCE
Hayat ne ki, bir rüya, düş gibi.
Uçup gideceğiz bir gün kuş gibi.
Boynunu bükük bir Derviş gibi.
Ölmeden önce ölmek isterim.
Biter mi hayatın sızısı, ağrısı.
Birden, aniden, ansızın çağrısı.
Her daim hazır olmak, en doğrusu.
Olmadan önce olmak isterim.
Hikmetle bakıp da hep ibret al.
Gönlünü güzel tut, bir kararda kal.
Buradaki halin sonrakine misal.
Gülmeden önce gülmek isterim.
Çağrılan yere sen de geleceksin.
Açık açık söyleyeyim öleceksin.
Gittiğinde zaten görüp bileceksin.
Bilmeden önce bilmek isterim.
Yaşın ilerler, çok mesafe alırsın.
Güçten düşer hevessiz kalırsın.
Artık doğruyu mecburen bulursun.
Bulmadan önce bulmak isterim.
Ne hoştur, talip olmak rızaya.
En baştan uğramadan kazaya.
Herkes bir gün gelecek hizaya.
Gelmeden önce gelmek isterim.
Ölmeden önce ölmek isterim.
Vesselam.
Son üç şiirimdeki seslenişimin özü şu: Dünya dediğimiz bu imtihan meydanından nasıl yüzümüzün akıyla çıkacağız? Derdim bu benim. Yaşım 60’a ulaştığında bu soru ve bu dert zihnimi daha fazla meşgul ediyor ve o meşguliyet şiirlerime yansıyor.
Bunu şöyle de ifade edebiliriz. “Şairin fikri neyse, şiiri de odur.” Aynen Dervişin fikri neyse, zikri odur” sözündeki hakikate benzer bir söz oldu.
Haydi hayırlısı.