Günümüzde neredeyse unutulan bir şey var: Vicdan
Bugünün dünyasında en çok konuşulan şeyler; ekonomi, siyaset, teknoloji… Ama en az konuşulan, hatta neredeyse unutulan bir şey var: vicdan.
Oysa insanı insan yapan; ne sahip olduğu güçtür ne de biriktirdiği bilgi. İnsanı insan yapan, kalbinin ne kadar diri olduğu ve başkasının acısını ne kadar hissedebildiğidir.
Bugün bir çocuğun gözyaşı, bir annenin feryadı, bir mazlumun sessiz çığlığı… Artık bize sadece bir haber başlığı kadar uzak. Ekranı kaydırıyoruz, hayatımıza devam ediyoruz. Birkaç saniyelik bir üzüntü, ardından gelen alışılmış bir kayıtsızlık… İşte asıl kaybımız burada başlıyor.
Çünkü vicdan, unutuldukça insanlık da eksilir.
Tam da bu noktada kendimize sormamız gereken o ağır ama gerekli soru karşımıza çıkıyor:
Biz gerçekten Müslüman mıyız, yoksa sadece öyle mi görünüyoruz?
Müslümanlık, yalnızca bir kimlik değildir. Bir isim, bir nüfus kaydı, bir kültürel miras hiç değildir. Müslümanlık; bir duruştur, bir hassasiyettir, bir sorumluluktur.
Müslüman olmak;
Zalimin karşısında susmamaktır.
Mazlumun yanında saf tutmaktır.
Haksızlık karşısında kalbinin titremesidir.
Ama bugün…
Zulüm gözümüzün önünde gerçekleşirken sessiz kalabiliyoruz.
Adaletsizlik hayatın bir parçası olmuş gibi kabulleniyoruz.
Kendi konforumuz bozulmadıkça çoğu şeyi görmezden geliyoruz.
Bu, bir inanç zayıflığı değil sadece…
Bu, bir vicdan yorgunluğudur.
Oysa bu din, sadece belli ibadetleri yerine getirenlerin dini değildir.
Bu din; adaletle yürüyenlerin, merhametle bakanların, emanete sahip çıkanların dinidir.
Bugün “Gelin Müslüman olalım” dediğimizde, aslında kimseyi yeni bir yola çağırmıyoruz.
Aksine, zaten üzerinde olduğumuzu sandığımız ama giderek uzaklaştığımız o yola geri dönmeye davet ediyoruz.
Çünkü Müslüman;
Komşusu açken tok yatamayan insandır.
Bir yetimin başını okşadığında huzur bulan kalptir.
Bir haksızlık gördüğünde “bana ne” diyemeyendir.
Ama bugün aynı şehirde aç insanlar varken tok uyuyabiliyoruz.
Aynı ülkede zulüm yaşanırken sessiz kalabiliyoruz.
Hatta bazen, başkalarının acısını tartışma konusu bile yapabiliyoruz.
Bu hâl, bize yakışıyor mu?
Unutmayalım ki; ibadet sadece secdede değil, hayatta da görünür.
Namaz, insanı kötülükten alıkoymuyorsa;
Oruç, insanı merhamete yaklaştırmıyorsa;
Sözlerimiz, davranışlarımızla örtüşmüyorsa…
Bir yerde eksik olan bir şey vardır.
Belki de eksik olan şey; yeniden hissetmektir.
Gelin…
Kalbimizi yeniden hatırlayalım.
Vicdanımızı yeniden ayağa kaldıralım.
Sadece dilimizle değil, kalbimizle Müslüman olalım.
Sadece ibadetlerimizle değil, ahlakımızla Müslüman olalım.
Sadece kendimiz için değil, bütün insanlık için Müslüman olalım.
Çünkü dünya, daha fazla konuşana değil;
Daha fazla hissedene, daha fazla sahip çıkana, daha fazla adalet arayana ihtiyaç duyuyor.
Ve unutmayalım:
Bu çağın en büyük eksikliği iman değil belki…
Ama en büyük yarası kesinlikle vicdansızlıktır.
İşte bu yüzden, bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz çağrı şudur:
Gelin… Yeniden Müslüman olalım.