Bakan Kacır, İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenen SAHA 2026 Uluslararası Savunma Havacılık Uzay Sanayi Fuarı Açılış Töreni’nde konuştu.
Kacır konuşmasında, küresel savunma sanayinin yeniden şekillendiği bu dönemde, SAHA EXPO’nun stratejik iş birliklerinin, yenilikçi fikirlerin ve yüksek teknoloji odaklı ortaklıkların buluşma zemini olacağına inandığını ifade etti.
Bakan Kacır, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: SAHA Expo alanını ziyaretiniz süresince eşine az rastlanır bir deneyim yaşayacaksınız. Dünyanın en büyük savunma sanayii şirketleri arasında yer alan, dev Türk savunma sanayii kurumlarının proje ve sistemlerini göreceksiniz. Harp paradigmasını değiştiren, alanında en yenilikçi ürünlere şahit olacaksınız. Ama bunların da ötesinde büyük şirketlerimizden KOBİ’lerimize, araştırma enstitülerimizden teknoloji girişimlerimize adeta dağıtık bir ağ gibi işleyen üretim zekasını fark edeceksiniz. Elde ettiğimiz başarıların ardında, dev bir ekosistem olduğunu gözlemleyecek, bu iş birliği yapısının Türk savunma sanayiinin alameti farikası olduğunu tespit edeceksiniz. Rakipleri henüz tasarım aşamasındayken seri üretime geçmeyi başarmış, en temel bileşenlerde dahi kısıtlamalarla karşılaştığında yoluna devam etmesini bilmiş, asla yılmayan, pes etmeyen ve Türk Milletini havada, karada, denizde, uzayda, siber alanda yeniden çok güçlü şekilde tarih sahnesine çıkarmayı başaran alın terini, akıl terini göreceksiniz. Bu büyük başarıda emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.
Savunma ürünlerinde yüzde 80 dışa bağımlı olan ve güvenlik tehditleri karşısında savunma kapasitesini tahkim etmeye yönelen Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu çözüm ortağının Türkiye olduğunu bu vesileyle ifade etmek isterim. Sektörümüz; sahada oyun değiştirici rolü kanıtlanmış, yüksek teknoloji odaklı ve maliyet etkin geniş bir ürün portföyüyle Avrupa savunma ekosisteminin ihtiyaç duyduğu çözümleri sağlayabilecek konumdadır. Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğine eşsiz katkılar sunabileceği gerçeğini görmezden gelmek isteyenler, Türkiye’nin yükselişini yavaşlatamaz fakat Avrupa’nın teknolojik ihtiyaçlarını karşılamakta zaafiyet yaşamasına neden olabilirler. Türkiye’nin dışarda tutulduğu herhangi bir program, Avrupa’yı telafisi güç stratejik kayıplarla baş başa bırakacaktır. Avrupa’daki karar vericiler, miyop yaklaşımlara teslim olmadan, vizyoner bir perspektifle Türkiye ile çok daha sıkı bir iş birliğine bir an evvel yönelmelidir. NATO standartlarında üretim altyapımız; Türk savunma sanayi ürünlerinin müttefik ülkelerin platformlarına hızla entegre edilebilmesine imkân tanıyor. Bu teknolojik uyum, tedarikçi ülkelerin operasyonel kabiliyetini genişletirken; bakım, modernizasyon, eğitim ve lojistik süreçlerinde önemli avantajlar sağlıyor.
21. asrın ikinci çeyreğine adım atarken, dünyada amansız bir bölüşüm mücadelesine şahit oluyoruz. Ne yazık ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında barışı koruma umutlarıyla inşa edilen küresel düzen; dünyanın dört bir yanında şiddetlenen çatışmalar karşısında vaat ettiği huzur, güvenlik ve istikrarı sağlayamıyor. Meşru hak arama zeminlerinin zayıfladığı ve uluslararası hukuka güvenin aşındığı bu ortamda; uzlaşmazlık aktörleri diplomasi yerine güç kullanımını daha fazla tercih ediyor. Uzun yıllardır savunma harcamalarını kısan, başka ülkelerin oluşturduğu güvenlik şemsiyesine kayıtsız itimat eden ülkeler; yapay huzur ikliminin bedelini bugün ağır biçimde ödüyor.
Diğer yandan, teknolojide yaşanan gelişmelerle birlikte değişen ve dönüşen tehdit karakterleri, güvenlik rekabetini klasik harp sahalarının çok ötesine taşıyor. Artık bir ülkenin güvenlik kapasitesi, yalnızca kara sınırlarını, hava sahasını ve deniz yetki alanlarını koruma gücüyle değil; siber alanda, dijital altyapılarda ve uzayda kurduğu teknolojik hâkimiyetle de ölçülüyor. Bu yeni gerçeklik karşısında ülkeler, caydırıcılıklarını artırmak ve savunma ihtiyaçlarını karşılamak için çok daha yüksek maliyetleri göze alıyor.
Bakınız, küresel savunma harcamaları son 10 yılda yüzde 41 artarak 2,9 trilyon dolara ulaştı. Hız kesmeyen jeopolitik gerilimler bu artış ivmesinin yükselerek devam edeceğine işaret ediyor. Ancak bilinmelidir ki; savunmaya ayrılan devasa bütçeler güvenlik hedeflerini teminat altına almak için tek başına yeterli değildir. Ar-Ge ile, test altyapılarıyla, seri üretim kabiliyetleri ve insan kaynağıyla bütüncül bir savunma sanayi kurmak; tam bağımsızlığın ve yüksek caydırıcılığın vazgeçilmez şartıdır. Türkiye olarak, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde her daim bu anlayışla hareket ettik.
Uzun dönemli Ar-Ge, yatırım ve tedarik planları hazırlayarak; nitelikli insan kaynağına yatırım yaparak, dünyada az sayıda ülkede bulunan bir savunma sanayii ekosistemini ülkemizde oluşturduk. Ana platformlardan alt sistemlere ve kritik bileşenlere, her seviyede yerliliği ve milliliği önceleyerek; savunma tedarikimizde yerli ürünlerin payını yüzde 20’lerden yüzde 80’lerin üzerine taşıdık. Bugün dünyada satılan her 3 Askeri İnsansız Hava Aracı’nın 2'sini Türk firmalarımız üretiyor. Kendi savaş gemisini tasarlayan, geliştiren, üreten 10 ülkeden biriyiz.
Savunma sanayi gibi uzun soluklu bir alanda yalnızca son iki yılda hanemize eklediğimiz kazanımlar, teknolojide ulaştığımız seviyeyi net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu dönemde, beşinci nesil savaş uçağımız KAAN gökyüzüyle buluştu. Bayraktar TB3, kısa pistli bir gemiye iniş-kalkış yapmayı başaran ilk insansız hava aracı olarak dünya havacılık tarihine geçti. TÜBİTAK tarafından geliştirilen ve kalifikasyonu tamamlanan hava-hava füzelerimiz GÖKDOĞAN ve BOZDOĞAN ile dünyada bu teknolojiye sahip sayılı ülkeler arasına girdik. İnsansız Savaş Uçağımız Bayraktar KIZILELMA, ASELSAN’ın geliştirdiği AESA radar ve TÜBİTAK SAGE’nin GÖKDOĞAN Füzesi hedef uçağı başarıyla vurdu. SİHA sistemlerine hava-hava angajman kabiliyeti kazandıran ilk ülke TÜRKİYE oldu. Altay tankımız Silahlı Kuvvetlerimizin envanterine girdi. Semalarımızı farklı irtifa ve menzildeki hava tehditlerine karşı koruyan Çelik Kubbe’nin unsurları devreye alındı. İlk milli jet eğitim ve hafif taarruz uçağımız HÜRJET, ses hızını aştı. Yakın zamanda uçağımızın ihracatı için imzalanan sözleşme ile ülkemiz savunma ve havacılıkta ulaştığı üst seviyeyi bir kez daha tescilledi. SANCAR insansız deniz aracımızla denizlerdeki insansız kabiliyetlerimizi daha da güçlendirdik.
Motor teknolojilerinde oluşturduğumuz kabiliyetlerle kara, hava, deniz ve füze sistemlerinde ihtiyaç duyduğumuz kritik çözümleri yerli ve millî imkânlarla karşılamaya başladık. Bugüne kadar elimizi zayıflatmak için ülkemize gizli-açık çok sayıda engelleme-kısıtlama uygulandı. Fakat hamdolsun, birileri bizden neyi esirgiyorsa çok daha iyisini yerli ve milli olarak geliştirmeyi, üretmeyi başardık. İftihar vesilesi savunma ürünlerimizin ardında; savunma sanayiimizi en üst düzeyde destekleyen güçlü siyasi irade ve Milli Teknoloji Hamlemizi sahiplenen aziz milletimizin desteği var.
4 bini aşkın şirketimizde, araştırma kurumlarımızda ve üniversitelerimizde; gece gündüz demeksizin alın ve akıl teri döken, yaş ortalaması 34 olan 100 bini aşkın çalışanımız yalnızca Türkiye’nin değil; dost ve kardeş ülkelerin de caydırıcılığının teminatıdır. Türk firmaları sundukları teknoloji odaklı çözümlerle, kapsamlı ömür devri desteğiyle ve kullanıcı ülkelerin nitelikli personel ihtiyacını karşılayan eğitim programlarıyla; bugün dünyanın dört bir yanında tercih edilen, güvenilir çözüm ortaklarıdır.
2002’de 248 milyon dolar olan savunma ihracatımız, aktif savunma diplomasimiz ve firmalarımızın küresel pazarları hedefleyen yaklaşımları sayesinde geçtiğimiz yıl 10 milyar doları aştı. Savunma ihracatında şimdilik dünyanın en büyük 11. ülkesiyiz. Biliyoruz ki bu ivme de artarak devam edecek. Çünkü savunma sanayii firmalarımız her geçen yıl yeni kabiliyetler kazanıyor, üretim ve teknoloji geliştirme kapasitelerini istikrarlı biçimde büyütüyor. Kurdukları ortaklıklarla ve geliştirdikleri iş birlikleriyle küresel pazardaki konumlarını daha ileriye taşıyor.