Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), 2023 yılında yaklaşık 3,4 milyon kişinin ölümüne neden olarak dünya genelinde en fazla ölüme yol açan üçüncü hastalık oldu. KOAH kaynaklı ölümler, küresel ölümlerin yaklaşık yüzde 6'sını oluşturdu.
Sanofi ve Yuvam Dünya Derneğince geliştirilen, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve İl Sağlık Müdürlüğü işbirliğiyle yürütülen projenin tanıtımı dolayısıyla kentteki bir otelde basın toplantısı düzenlendi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, burada yaptığı konuşmada, toplantıda gerçekleştirilen sunumların öğretici olduğunu belirterek, belediye başkanlarının sürekli öğrenmek zorunda olduğunu söyledi.
Öngörmenin, önlemenin ve ölçümlemenin önemine dikkati çeken Şahin, "Su güvenliği, yeşil enerji ve iklim direnci, veri güvenliği ve şeffaf yönetim konularını çalışıyoruz. Biz başladık, bu yolculukta sizin gibi güçlü paydaşlara ihtiyacımız var. Bu yolculuğun sonunda inşallah dünyayı cennet yapacağız." ifadelerini kullandı.
Sanofi Avrasya Bölge Başkanı Cem Öztürk de iklim değişikliği denildiğinde daha çok doğal afetlerin akla geldiğini ancak havadaki partikül ve toz seviyesindeki küçük artışların ya da nem oranındaki değişimlerin KOAH hastaları için ciddi sonuçlar doğurabildiğini belirtti.
Hastalığın etkilerini önceden öngörmek ve önlemek için çalıştıklarını ifade eden Öztürk, "Biz burada hastalığı önceden nasıl daha öngörülebilir ve engelleyebiliriz? Hastanın gününü acilde geçirmesi yerine evinde daha sağlıklı bir şekilde geçirmesini nasıl sağlayabiliriz? Bunlar üzerinde çalıştık. Umarım hem Türkiye'ye hem de tüm dünyaya faydalı olacak bir proje çıkar." diye konuştu.
İklim kriziyle mücadelede iki yol var
Yuvam Dünya Derneği Başkanı Kıvılcım Pınar Eğilmez Kocabıyık da iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkati çekti.
Alışılmış iklim koşullarının değiştiğini belirten Kocabıyık, şunları kaydetti: "Geçmişte normal kabul ettiğimiz sıcaklıklar, yağış düzenleri ve mevsimler artık bizimle olmayabilir. Bu yüzden değişen riskleri bilimsel verilerle anlamalı ve geleceğe buna göre hazırlanmamız lazım. İklim kriziyle mücadelede iki yol var ve muhakkak yapmamız gerekiyor. Birincisi emisyon azaltımı, bunu hep konuşuyoruz fakat diğeri adaptasyon, bunu kaçırıyoruz. İklim krizinin bütün etkilerini gördüğümüz için muhakkak adapte olmak ve uyum sağlamamız gerekiyor. Çünkü yalnızca riskleri bilmek yeterli değil, bu bilgiyi aynı zamanda şehirlerimizi, altyapımızı, tarım ve su yönetimimizi, eğitim ve sağlık sistemimizi değişen iklim koşullarına göre yeniden planlamak için kullanmalıyız. Bilimsel verileri kamu politikalarına yansıtmalı, en kırılgan grupları koruyacak şekilde önlemlerimizi geliştirmeliyiz. Bugün hayata geçirdiğimiz İklimden Nefese projesi de tam da bu anlayıştan doğdu."
Kocabıyık, projeyle yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmeyi değil, hastalığın ağırlaşmasını da mümkün olduğunca önlemeyi amaçladıklarını vurguladı.
Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Mikail Özdemir ise hastanelere son 3 yılda yapılan 39 bin solunum yolu başvurusunu incelediklerini belirterek, hava kirliliğinin yüksek olduğu günlerde KOAH başvuru sayısının yaklaşık 1,5 kat arttığını tespit ettiklerini bildirdi.
Proje detayları
İklimden Nefese projesi kapsamında sıcaklık, nem, hava kalitesi, toz taşınımı ve sağlık verilerinin birlikte değerlendirilerek KOAH hastaları için riskli günleri önceden belirleyen bir erken uyarı modeli geliştirilmesi hedefleniyor.
Projenin ilk fazında gerçekleştirilen araştırmada, çevresel koşulların sağlık üzerindeki etkileri ve bu etkilerin ne kadar süre sonra ortaya çıktığı incelendi. Araştırma bulguları, erken uyarı modelinin geliştirilmesine temel oluşturuyor.
Meteoroloji sistemleri ve e-Nabız ile entegre çalışması hedeflenen erken uyarı sistemi sayesinde KOAH hastalarının sağlıklarını olumsuz etkileyebilecek dönemlerde gerekli önlemleri alarak günlük planlarını güvenle yapabilmesi, hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının ise olası hasta yoğunluğuna karşı hazırlıklı olması amaçlanıyor.
Gaziantep'te geliştirilecek modelin, doğrulama ve pilot uygulama süreçlerinin ardından farklı illerin koşullarına uyarlanarak yaygınlaştırılması planlanıyor.