Herkes para arıyor, peki çözüm nerede?
Son günlerde kiminle konuşsam aynı cümleyi duyuyorum: “Para lazım.”
Esnaf para arıyor, sanayici para arıyor, çiftçi para arıyor, memur ay sonunu getirmeye çalışıyor, emekli geçinmenin hesabını yapıyor. İş insanları yatırım yapmak istiyor ama finansmana ulaşmakta zorlanıyor. Vatandaş ev almak, araba almak bir yana, günlük ihtiyaçlarını karşılamak için bütçe hesabı yapıyor.
Aslında bugün yaşadığımız tabloyu yıllar önce spor dünyasının içinden gelen bazı yöneticiler de özetlemişti. Beşiktaş'ın önceki Yöneticilerin Şafak Mahmutyazıcıoğlu'nun da dediği gibi “Çarşamba para arıyoruz. Cuma para arıyoruz. Cumartesi günü bir rahat uyuyoruz. Pazar günü huzursuz kalkıyoruz çünkü pazartesi niye para lazım?” Haftanın her günü finansman arayışı içinde olduklarını, bir gün rahatlasalar ertesi gün yeniden kaynak bulma telaşına düştüklerini anlatıyorlardı. O günlerde bir futbol kulübünün gerçeği gibi görünen bu durum, bugün neredeyse tüm ekonominin ortak hikâyesine dönüşmüş durumda.
Peki neden herkes para arıyor?
Çünkü ekonomik sistemin çarkları güven ve finansmanla dönüyor. İşletmeler üretmek için krediye ihtiyaç duyuyor. Tüccar mal almak için sermaye bulmak zorunda. Vatandaş geleceğe güven duyarsa harcama yapıyor. Güven azaldığında ise herkes elindeki kaynağı korumaya çalışıyor. Böyle olunca piyasadaki para dolaşımı da yavaşlıyor.
Bugün yaşanan sıkışıklığın temelinde sadece para eksikliği yok. Belirsizlik de var. İnsanlar yarın ne olacağını kestiremediğinde harcamalarını erteliyor. Şirketler yatırım kararlarını bekletiyor. Bankalar daha temkinli davranıyor. Sonuç olarak para var olsa bile ekonominin içinde rahat hareket edemiyor.
Bir diğer önemli konu ise bölgemizde yaşanan savaşlar ve jeopolitik gerilimler.
Bazıları “Savaş uzakta, bizi neden etkilesin?” diye düşünebilir. Ancak günümüz dünyasında hiçbir ekonomik gelişme sınırlar içinde kalmıyor. Orta Doğu'da yaşanan her gerilim enerji fiyatlarını etkiliyor. Enerji maliyetleri yükseldiğinde üretim maliyetleri artıyor. Nakliye giderleri yükseliyor. İthalat ve ihracat süreçleri zorlaşıyor. Yatırımcılar risk algısını yeniden değerlendiriyor. Kısacası bölgemizdeki savaşlar sadece haritaları değil, market raflarını da etkiliyor. Akaryakıt fiyatlarından gıda maliyetlerine kadar birçok kalemde bunun yansımalarını hissediyoruz.
Peki piyasalar ne zaman rahatlayacak?
Bu sorunun kesin bir tarihi yok. Ancak ekonomilerde rahatlama için üç temel şart gerekiyor: Güven, öngörülebilirlik ve istikrar.
Vatandaş yarınından emin olacak. İş insanı önünü görebilecek. Yatırımcı risklerin azalacağına inanacak. Bölgesel gerilimler düşecek. Finansman maliyetleri makul seviyelere gelecek. İşte o zaman piyasaların nefes almaya başladığını göreceğiz.
Bugün herkes para arıyor olabilir. Ancak asıl ihtiyaç duyulan şey yalnızca para değil; güven ortamıdır. Çünkü güvenin olduğu yerde yatırım olur, üretim olur, istihdam olur ve para yeniden dolaşıma girer.
Ekonominin en önemli sermayesi bazen kasadaki para değil, geleceğe duyulan inançtır. O inanç güçlendiğinde piyasalar da rahatlar, insanlar da.
Vesselam.