Yeşil mutabakatın Türk İhracatçısına etkileri
AB’nin 2050 yılına kadar karbon nötr kıta olma hedefi doğrultusunda hayata geçirdiği Avrupa Yeşil Mutabakatı, çevre politikası gibi görünmekle birlikte aslında ticaretin kurallarını da yeniden şekillendiriyor. Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yüzde 40’ını Avrupa Birliğine gerçekleştirdiğini göz önünde bulundurduğumuzda, bu dönüşüm Türk İhracatçıları açısından ekonomik ve stratejik bir konudur.
Yeşil Mutabakat, Türk sanayisi açısından hem dönüşüm fırsatı hem de uyum zorlukları içeren çok boyutlu bir stratejik bir süreç olarak görülüyor. Bir yandan sanayinin teknolojik dönüşümünü hızlandırarak enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik etmekte, Türk ürünlerinin Avrupa pazarındaki rekabet gücünü korumasına ve daha yüksek katma değerli, sürdürülebilir üretim modellerine geçişe katkı sağlamaktadır.
Diğer taraftan, Yeşil Mutabakat’ın Türk ihracatçıları açısından en önemli boyutu, 2026 itibarıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın mali yükümlülük aşamasına geçmesidir. Uyum maliyetlerinin yüksek olması, karbon raporlama ve sertifikasyon süreçlerinin ek bürokratik yük oluşturmasıdır.
Bu uygulama ilk etapta demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi sektörlere uygulanacak. Bu kapsamda, AB’ye ihracat yapan firmaların karbon ayak izi hesaplanacak ve belirli seviyelerin üzerindeki emisyonlar için ek maliyetler oluşacaktır.
Bu durum özellikle enerji yoğun sektörlerde faaliyet gösteren Türk üreticiler için önemli bir rekabet baskısı yaratmaktadır. Karbon yoğun üretin yapan işletmelerin maliyetleri artarken, düşük karbonlu üretim teknolojilerine yatırım yapan firmalar Avrupa pazarında daha avantajlı bir konuma sahip olacaktır. Bu dönüşümü başarıyla gerçekleştiren firmalar için de yeni fırsatların kapısı açacaktır.
Türkiye bu dönüşüme uyum sağlamak amacıyla 2021 yılında Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı yürürlüğe koymuştur. Plan dahilinde ihracatçıların yeşil dönüşümünü destekleyecek finansman mekanizmaları, sürdürülebilir üretim uygulamaları ve karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik çalışmalar ön plana çıkmaktadır.
Türkiye, Yeşil Mutabakat sürecine uyum kapsamında bir teşvik mekanizmasını da devreye almaktadır. T.C. Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen yeşil dönüşüm destekleri; imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ ve büyük ölçekli işletmelerin karbon azaltımı, enerji verimliliği ve sürdürülebilir üretim yatırımlarını kapsamaktadır. Bu kapsamda firmalar, “Yeşil Dönüşüm Yol Haritası” hazırlayarak performans göstergeleri belirlemekte ve beş yıllık dönüşüm planlarıyla sürece dahil olmaktadır. Uygun bulunan projeler, yatırım teşvik sistemi içinde değerlendirilerek vergi indirimi, KDV istisnası, gümrük vergisi muafiyeti ve yatırım katkı oranı gibi çeşitli finansal avantajlardan yararlanmaktadır.
Yatırım tutarına bağlı olarak değişen bu destekler, özellikle stratejik ve yüksek ölçekli projelerde daha yüksek oranlara ulaşarak yeşil dönüşümü hızlandırmayı amaçlamaktadır.
Gelecekte Avrupa pazarında başarılı olmak isteyen firmaların kaliteli ürün üretmelerinin yanı sıra aynı zamanda düşük karbonlu üretim süreçlerini de belgeleyebilmeleri gerekecektir. Bu nedenle yeşil dönüşüm artık bir tercih olmaktan öte ihracatta rekabetçiliğin temel şartlarında biri haline gelmiştir.
Sonuç olarak, dünya ticaretinin gidişatına bakıldığında, Avrupa Birliği'nin başlattığı bu dönüşümün benzerlerinin ilerleyen yıllarda diğer ekonomilerde de yaygınlaşması beklenmektedir. Bu nedenle asıl soru, "Yeşil Mutabakat'a uyum sağlanmalı mı?" değil, "Bu dönüşüme en hızlı ve en avantajlı şekilde nasıl uyum sağlayabiliriz?" sorusudur diyebiliriz.