Fon soruşturmalarıyla ilgili muhalefet partilerinin Meclis'te bir araştırma komisyonu kurulması talebinin iktidar tarafından kabul edilmediğini aktaran Dervişoğlu, iktidarın ne kendisinin ne de milletin gerçekleri duymasını istemediğini savundu.
Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen mali suçlarla ilgili soruşturma kapsamında, Mahiroğlu'nun ilişkili olduğu tespit edilen şirketlere Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) kayyum olarak atanmasına değinen Dervişoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu akılla ayakta kalabileceğini zanneden iktidarın, bu sabaha karşı da gazeteciliğin kapısına polis gönderdi, kayyum atadı, Halk TV'nin yayınını durdurdu. Türkiye'de herkes, her kurum incelenebilir. Hukuki bir sorun varsa tespit edilir, gereği yapılır. Ancak bu iktidarın polis ve yargı aracılığıyla attığı adımlar artık hukuki olmaktan çıkmıştır. Şafak baskınları adaleti tesisten öte bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır. Kendi partisinden olmayan belediyeye kayyum, sistemine dahil olmayan şirkete kayyum. Kendi gibi düşünmeyen demokratik kitle örgütlerine kayyum, siyasi partiye kayyum, medyaya kayyum. Yanlışlarının üzerini yeni ve başka yanlışlarla örtmeye çalışan bir iktidarın son çırpınışlarını izliyoruz."
Bu işin faturası 86 milyonun sırtına yüklenemez
Fon soruşturmalarına değinen Dervişoğlu, bunun sıradan bir piyasa kazası ya da bir magazin hikayesi olmadığını, tüm bünyeyi sarmış bir hastalık, kamu otoritesinin gözü önünde büyüyen, denetimsizlikle beslenen büyük bir vurgunla karşı karşıya kaldıklarını kaydetti.
"İş inceliklidir, çok boyutludur, organizedir. Sistemin tepeden tırnağa çürük olduğunun bir kanıtıdır" diyen Dervişoğlu, "Bu kadar büyük bir vurgun, siyasi, bürokratik ve hukuki bir koruma zırhı olmadan nasıl büyüyebilir?" sorusunu yöneltti.
Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun Teklifi'ni de eleştiren Dervişoğlu, şöyle konuştu: "Bu işin faturası Hazineye, kamu bankalarına ve 86 milyonun sırtına yüklenemez. Kağıt üzerinde şişirilmiş hayali fon değerlerinin değil, vatandaşın cebinden çıkan anaparanın ve enflasyon farkının esas alınması gerekmektedir. Mesele yalnızca paranın nasıl geri ödeneceği değildir. Mesele, bu soygunun nasıl mümkün olduğudur. Kim göz yummuş, kim görevini yapmamıştır? Kim görevinin verdiği yetkiyi manipülasyonu önlemeye değil, kendisine haksız kazanç sağlamak veya hısım akrabasına tüyo vermek için kullanmıştır. Bir kanun çıkarılacaksa bu kanunun amacı geçmişe sünger çekmek için olamaz, olmamalıdır. Bu soygun ne süngerle ne betonla ne de uyduruk gündemler üreterek unutturulabilir. Böyle bir suç, hiçbir halının altına süpürülemez. Çalınan minareye kılıf hazırlayarak vakit kaybedeceğinize bir kere olsun, bir hastalığı tedavi etmek için adım atın.
Bir de çıkıp haksız kazanç elde edenlere gönüllü iade yolu açıyorsunuz. Gönüllü iade ne demek Allah aşkına? 'Çal ama yakalanma, yakalanırsan da iade et kurtul' öyle mi? Bir memlekette, işlenen suçun karşılığı ceza değilse orada devletten bahsedilebilir mi? Devlet hırsızın kapısına sadaka kutusuyla gitmez. 'Gönlünden ne koparsa' demez. Ortada haksız kazanç varsa tespit eder, gider, onu geri alır ve cezai şartlarını yerine getirir. Yoksa bunun adı hukuk değil, tıpkı daha evvel gördüğümüz gibi aklanma borsaları olur."
İktidarın yeni bir skandal patladığında, diğer skandalları örttüğü için sevindiğini iddia eden Dervişoğlu, bazı okullarda meydana gelen saldırıları hatırlattı.
"Okullarımız, çocuklarımız ne olmuştur? Meseleler halledilmiş midir? Yahut bunları kökünden ele alacak çözümler masaya konulmuş mudur? Velilerin, öğretmenlerin, çocukların endişesi giderilmiş midir?" sorularını yönelten Dervişoğlu, "Çağ değişiyor, problemler değişiyor. Devletin de bunları görme, önleme, denetleme ve yönetme kapasitesi değişmek zorundadır. Sürekli hasar tespiti yapan, her felaket sonrası da amorti verir gibi telafi yaptığını zanneden bir düzeni hiçbirimiz hak etmiyoruz. Hasar alınmadan tedbir alan ve eylemde bulunan bir devlete ihtiyacımız var." diye konuştu.
Kabemiz Mekke'dedir. Ona bir el uzanırsa dünya yerinden oynar
Hükümetin dış politikasını da eleştiren Dervişoğlu, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Anlaşmanın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalandığını anımsatan Dervişoğlu, bu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesine, ticaretin büyütülmesine ve diplomatik ilişkilerin kuvvetlendirilmesine karşı durmadıklarını ancak ekonomik ilişkilerle başka devletlerin güvenlik yükünü kendi sırtına almanın aynı şeyler olmadığını söyledi.