"Terörsüz Türkiye" hedefinin tarihi bir fırsat kapısı olduğunu vurgulayan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin kalıcı, kapsayıcı barış ve bayram ortamına kavuşması evvela dayanışmayla, yardımlaşmayla aynı kıbleye dönmelerinin, aynı safta birleşmenin emsalsiz mükafat ve mücadelesiyle sağlanacaktır. Artık Türk İslam coğrafyalarında savaşlar bitsin istiyoruz. Artık masumların, çocukların, savunmasız ve sivil halkların katledilmesine tahammül edemiyor, bu zulmetin son bulmasını diliyoruz. Artık semalarda füzelerin izi değil hilalin şan ve şerefi, birliğin ve dirliğin namus seslenişi hakim olsun anlayış ve özlemindeyiz. Böylesi bir uyanış ve silkiniş, hürriyete, paylaşmaya, hakkaniyete hasret insanlık için Türkiye'mizi de bir kutup başı yapacaktır.
Katar'da düşen helikopterde bulunan 4 Katar Silahlı Kuvvetleri ve 1 Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile 2 ASELSAN teknisyeninin şehit olduğunu hatırlatan Bahçeli, şehitlere Allah'tan rahmet, acılı ailelere, mesai arkadaşlarına, Türk milletine ve dost ve kardeş ülke Katar'a başsağlığı diledi.
İran'a yönelik saldırılar
Uluslararası barış ve güvenliği korumak, insan haklarını geliştirmek, sürdürülebilir kalkınmayı temin etmek amacıyla 24 Ekim 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın tarihinin en aciz ve perişan dönemine hapsolduğunu kaydeden Bahçeli, teşkilatın fiilen hukuksal işlevini ve bağlayıcı iradesini kaybettiğini vurguladı.
ABD ve İsrail'in, eş güdüm halinde İran'a gerçekleştirdiği haksız ve gerekçesiz saldırıların 25. gününde komşu coğrafyaların toz duman içinde olduğunu ifade eden Bahçeli, ABD, İsrail ve İran tarafından yapılan karşılıklı açıklamaların barış ümitlerini sekteye uğrattığını belirtti.
Dünya için stratejik öneme sahip İran'ın Pars Doğal Gaz Sahası ile Natanz Nükleer Tesisinin vurulmasının, ardından da İran'ın, Katar ve Suudi Arabistan'daki petrol rafineleri ile İsrail'in nükleer sahası olan Arad ve Dimona'ya misillemede bulunmasının tansiyonu zirveye çıkardığını aktaran Bahçeli, şunları kaydetti: "Kabus senaryolarının tedavüle sokulması, üst düzey devlet ve siyaset insanlarına doğrudan suikastların yapılması, 3. Dünya Savaşı'nın fiilen başladığına dönük iddiaların servis edilmesi, nükleer silahların kullanımıyla ilgili korku verici imaların sıradanlaşması, enerji krizinin kapıya dayanması, bu çerçevede Hürmüz Boğazı, Babülmendep Boğazı, Basra Körfezi, Süveyş Kanalı'nı içine alan kaygı uyandıran hesaplaşmalar ve karşılıklı gözdağları, savaşın başlangıç noktasından öngörülemez ve kontrol edilemez bambaşka mecralara savrulduğunu göstermektedir. 1. ve 2. Dünya Savaşları öncesinde yoğunlaşan, tahliye vanaları kapalı duran, jeopolitik sıkışmanın ve zora dayalı sertleşmenin devamlı tırmandığı siyasi, askeri ve ekonomik basıncın aynısı, belki daha fazlası bugün müşahede edilmektedir.
İran'ın dini liderlerinin, devlet ve siyaset hayatında sivrilmiş üst düzey isimlerin nokta operasyonlarla hedef alınması husumeti genişletmekle kalmayıp uzun seneler boyunca sürecek ihtilaf ve cepheleşmeleri de derinleştirmektedir. 28 Şubat'tan bu yana İran İslam Cumhuriyeti'nin kolay lokma olmadığı anlaşılmıştır. Rejim ve devlet yönetimi etrafında kenetlenen, tek yürek halinde birleşen İran halkı saldırılara karşı adeta etten duvar örmüştür. Sınırlarımızın diğer yakasında süregelen savaş göstermiştir ki bir halkı, bir milleti içten çözmeden hiçbir muhasım gücün başarı şansı yoktur. İşte bu yüzden 'Terörsüz Türkiye' hedefimizin hem Allah'ın bir lütfu hem de aziz Türk milletinin tarih, kültür ve egemenlik sacayağındaki muazzez ve müessir iradesinin hikmetli aklı olduğu belgelenmiş, hamdolsun teyit edilmiştir. 'Terörsüz Türkiye' hedefimize dudak bükenler şimdi köşe bucak saklanmaktadır."