Kahramanmaraş'ta tarifi olmayan bir acının yaşandığını belirten Erdoğan, oradaki ailelerin acılarını paylaşırken kendi çocuğunun başına gelmiş gibi düşündüğünü dile getirdi.
Çocukların ne kadar önemli olduğunu, ne kadar kırılgan bir dönemde çocuk yetiştirdiklerini bazen unuttuklarını ifade eden Erdoğan, "Bunun sadece anne babanın, sadece okuldaki öğretmenin işi olmadığını artık kabul etmemiz lazım. Çocuğu okula verdim, gerisini anlamam. Öğretmen değil misin sen? Bu iş böyle değil. Bu iş bütün toplumun paydaşı olduğu bir iş. Böyle görmemiz lazım. Bizim geleneğimizde de böyle. Peygamber Efendimiz de bize böyle öğretmiş. Çocuklara hoşluk olsun, espri olsun diye bile yalan söylememeyi Peygamberimizden öğreniyoruz. Yani böyle yetişen bir çocuk yalancı olur mu? Ama toplumdaki herkesin bunu uygulaması gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Sadece öğretmenin çocuğa iyi örnek olmasının yetmediğini, çocuğun karşılaştığı herkesin sorumluluğunun bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, "Şimdi karşımda bir çocuk var. Ben bir yetişkin olarak bu çocuğun yetişmesinde şu anda vebal sırtıma bindi. Bu çocukla konuşacağım, selamlaşacağım. Ben çocuğa selam vermek durumundayım ki çocuk selamı öğrensin. Ben çocuğa nezaketle muamele etmek zorundayım ki çocuk nezaketi öğrensin. Ben çocuğa merhametle davranmak zorundayım ki çocuk merhameti öğrensin. Kimse ben bunun dışındayım, benim böyle bir görevim yok diye düşünemez." dedi.
Öğretmenlerimizi destekleyici rolde eğitime destek olmamız lazım
Bazı keskin tedbirlerin alınması konusunda bugüne kadar farklı saiklerle işi siyaset mecrasında olmaz hale getirenlerin de artık kendine çeki düzen vermesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "İşte tam sosyal medya düzenlemesi Meclis'teyken bu iş oldu. Korkarım eğer bu iş olmasaydı Meclis'te bu düzenleme kim bilir ne kadar sulandırılacaktı, ne kadar zayıflatılacaktı, kim bilir geçmesi kaç hafta sürecekti. Maalesef millet olarak da çocuklarımızı korumak için bu ülkeyi yönetenlerin, oy verdiklerimizin, Meclis'teki temsilcilerimizin, bakanlarımızın yapmak istedikleri düzenlemeleri, yapılması gereken düzenlemeleri yapması konusunda daha çok talepkar olmamız lazım. Buna engel olanları, bunu yavaşlatanlara da 'Bak engel olan da bu.' dememiz lazım diye düşünüyorum çünkü artık çok zaman kaybettik.
Çocuklarımızı korumak için halen zamanımız var şeylerini geçtik artık. Bu işi biz 25-30 sene önce iyi bir yola koyabilseydik bugün daha iyi bir noktada olurduk. Milli Eğitim Bakanlığımız, bundan önce okulların önüne güvenlikle ilgili bir tedbir almak istediği zaman ilgili kuruluş çıkıyor, 'Biz okullarda güvenlik istemiyoruz.' Ondan sonra aynı kuruluş öğretmenleri okula sokmuyor. Düşünebiliyor musunuz? Üzülerek söylüyorum. Kahramanmaraş'ta anneler taziyelerde yanımıza gelip 'Ben çocuğumu nasıl okula koyacağım şimdi?' dediğinde öğretmenin okula gitmediği yerde ben acaba bu anneye ne diyebilirim diye gerçekten kendimi çok kötü hissettim. Onlar da inşallah yaptıkları hatanın farkına vardılar çünkü öğretmen olmadıktan sonra biz neyi konuşabiliriz ki?"
Gençlerin yüzde 30-40'ı kendine yurt dışında bir kariyer, eğitim hedefliyor çünkü erişilebilir görüyor
Şimdi çocukların refah düzeyinin yükseldiğini, gidebildikleri yerlerin, yapabilecekleri şeylerin arttığını belirten Erdoğan, bugün Türkiye'den yurt dışında bir yerlere gitmiş çocukların sayısının 30 sene öncesi ile kıyaslanamayacağının altını çizdi.
Eskiden yurt dışına tatile gitmeyi hayal edenlerin toplumun belki yüzde 1'i düzeyinde olduğunu ancak şimdi durumun değiştiğini anlatan Erdoğan, "Şimdi hamdolsun toplumun hiç olmazsa bir üçte biri bir umreye gitmeyi rahatlıkla hayal edebiliyor, planlayabiliyor. Bugün hac sırasında 2 milyondan fazla insanımız var. Mesela biz gençlere anketler yapıyoruz. Gençlerin yüzde 30-40'ı kendine yurt dışında bir kariyer, eğitim hedefliyor çünkü erişilebilir görüyor. Artık bir Avrupa'da eğitime gidebileceğini düşünüyor. Eskiden mesela yurt dışına eğitim için gidilecek taleplerde biz çok zorlanırdık. Maddi imkanlarımız yetişmezdi. Şimdi hamdolsun hayırseverlerimiz de destek oluyor. Bizim de maddi gücümüz daha fazla. Yurt dışında çok iyi bir yeri kazanmış çocuk, desteklenmeyi hak ediyorsa destekliyoruz. Bazı durumlarda borç veriyoruz mesela. Döndükten sonra kazancına göre ödeyebilirsin diyoruz." şeklinde konuştu.
Okullarda eskiden bir öğretmene 30-35 öğrenci düşerken şimdi 15-16 öğrencinin düştüğünü kaydeden Erdoğan, "Dolayısıyla artık çocuklarımıza belli şeyleri aktarmak için imkanlarımız da çok fazla. Yeter ki toplum olarak bütün çocuklara belli yüceltmeyi, yükseltmeyi, motivasyonu yapalım. Ben işimi en güzel şekilde yapmakla yükümlüyüm. Ben akademisyenim, o zaman Kudüs'le, İslam'la alakası olmasa bile alanımın en iyisi olmak için çalışmak zorundayım çünkü bir gün orayı fethedecek komutanın da sahasının en iyisi olmak zorunluluğu var. Herkesin işinin en iyi olması gerekiyor. Bu ne biliyor musunuz? Bu Hz. Muhammed'in ümmeti olmanın tanımı bu. Efendimiz bize işimizi en iyi şekilde yapma sorumluluğunu aslında yüklemiş." dedi.
Çok güzel şeyler oluyor memlekette
Toplum olarak bir iyileşmeye ihtiyacın olduğunu, toplumun iyileşmeye karar vermesi durumunda başarılı olunabileceğini vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: "Öğretmenlerimiz, camilerdeki hocalarımız, sivil toplum kuruluşlarımız bu iyileşmenin kurumları. Sağda solda sevilen insanlar mahallelerde aslında bu iyileşmelerin kurumları. Dolayısıyla eğer böyle toplum olarak bir iyileşmeye karar versek o zaman bütün o kurumlarımızın da ben çok verimli çalışacağını düşünüyorum. Yapılacak şeyler var, gidilecek yerler var, etkinlikler var. İşte yaz okulları yapıyoruz, yaz kampları yapıyoruz, okuma yarışmaları yapıyoruz. Çocuklara umre hediyeleri veriyoruz. Çok güzel şeyler oluyor memlekette. Gerçekten yapılıyor. Mesela bu ramazan güzel geçti. Herkes söyledi ya bu ramazan başka ramazanlardan güzel geçti. 'Nerede o eski ramazanlar' dedirtmedi. Demek ki bir sonraki ramazanın daha iyi geçme ihtimali var artık."
Gerçekten güçlü bir tarihi birikimimiz var
Türkiye'nin dünyanın en büyük ekonomilerinden, en önemli ülkelerinden biri olduğunu ifade eden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Tayyip Erdoğan bizi bu noktaya getirdi. Eğer biz Türkiye'de bir iyileşme hareketini toplum olarak başarabilsek bütün dünya görür ve bütün dünya der ki 'Ya bu Müslüman Türk milleti hakikaten tarihte başardığı şeylerin ilhamıyla dünyada acayip şeyler yapar oldu. Bu ülkede suç oranları daha düşük. Bu ülkede insanlar daha sağlıklı. Bu ülkede israf daha düşük. Bu ülkede gelir dağılımı daha adaletli.' Bunların hepsi olur. Bunların hepsi bir çırpıda olur. Para kazanan da parasını daha fazla paylaşır. Ülkede fakir fukara da kalmaz. Bir iyileşme hareketi. Belki hiçbir zaman toplumun tamamı bu hareketin parçası olmayacak ama yeteri kadar insan böyle bir hareketin parçası olmak için ahdetmiş olsa, niyetlenmiş olsa inanın bu koca ülke bütün dünyaya ışık tutan, bütün dünyaya ümit veren bir ülke haline gelir. Bakın gerçekten dünyada bu kadar savaşlar, bu kadar zulümler, bu kadar yozlaşmalar, bu kadar haksızlıklar olurken insanlığın böyle ümitle baktığı başka hiçbir ülke yok. Yani şu anda insanlık ümitle Amerika'ya bakabilir mi Allah'ını severseniz? İnsanlık ümitle Avrupa'ya bakabilir mi? İnsanlık ümitle nereye bakacak? İnanın sadece Türkiye var. Belli müktesebatımız var. Gerçekten güçlü bir tarihi birikimimiz var. Onun için Türkiye gerçekten bu 21. yüzyıl dünyasının bu kötü gidişatına, bu yozlaşmasına dur diyebilecek, muhalefet eden bir ülke. Bu konumumuzu sürdürmek için bu seferberliğe katılmamız lazım. Ben ne yapıyorum demem lazım." dedi.