Kacır, üretim modellerinden bireysel yaşam pratiklerine kadar hemen her alanda kapsamlı bir yeniden yapılanmayı beraberinde getiren köklü devrimin merkezinde bugün yapay zekânın yer aldığını ifade etti. Kacır, konuşmasında şunlara yer verdi: “Yatırım kararlarından üretim süreçlerine, tedarik zincirlerinden pazarlama stratejilerine kadar ekonominin bütün işleyişini adeta yeniden şekillendiriyor. Gerçekleştirilen çalışmalar, yapay zekanın sahip olduğu potansiyelle dünya ekonomisine her yıl 4,4 trilyon dolara varan bir katkı sunabileceğini ifade ediyor. Kuşkusuz, yapay zekânın üretimden sağlığa, eğitimden ulaşıma hayatın her alanına uzanan etkisini yalnızca ekonomik değer üzerinden değerlendirmek, bize sınırlı bir bakış açısı sunar.
Doğru risk tespiti
Yapay zekânın sunduğu imkânlardan en üst düzeyde faydalanırken, beraberinde getirdiği riskleri de doğru tespit etmek ve bu risklere karşı etkin önlemler almak durumundayız. Kritik altyapı üstünlüğü ve devasa küresel platformları kontrol etme kapasitesine sahip ülkeler ile dünyanın geri kalanı arasında artan uçurumun kapı aralıdığı yeni ve derin kutuplaşmaları asla göz ardı edemeyiz. Mevcut düzende verisine sahip çıkamayan, kendi modelini geliştiremeyen, kendi dijital altyapısını kuramayan ülkelere; başkalarının algoritmalarını besleyen, başkalarının zenginliğine adeta hammadde taşıyan birer veri tarlası olma rolü biçildiği şüphesiz.
Derin sahtecilik teknolojileri
Diğer yandan yapay zekânın güvenli, adil, etik ve sorumlu biçimde kullanımı konusunda dünyadaki tüm tarafların üzerinde mutabık kaldığı, bağlayıcı ve hakkaniyetli bir küresel zemin henüz oluşmuş değil. Her geçen gün, bu boşluğun derin etkilerini gösteren yeni vakalarla karşı karşıyayız. Nitekim geçtiğimiz aylarda, güvenlik testlerine tabi tutulan gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin, kendileri için oluşturulan izole test ortamının sınırlarını aşarak internete eriştiğine ve üçüncü taraf sistemlere yetkisiz biçimde sızdığına şahit olduk. Derin sahtecilik teknolojileri, yapay zekâyla üretilen sentetik içerikler ve önyargılı algoritmalar; hakikat ile yanılsama, adalet ile meşrulaştırma arasındaki çizgiyi giderek belirsizleştiriyor. Yaygın biçimde kullanılan yapay zekâ modellerinin tek tipleştirici doğası; farklı toplumların hafızasının, değer dünyasının, dil ve kültür zenginliğinin ve hayat tecrübesinin göz ardı edildiği bir dijital geleceğin kapılarını aralıyor.
İnsanın ahlaki ve hukuki sorumluluğu
Yanı başımızda, Gazze’de ise yapay zekânın saldırı hedeflerinin belirlenmesinde kullanılması ise ahlaki pusulası olmayanların elinde bu teknolojinin nasıl bir yıkım aracına dönüşebildiğinin açık ispatı niteliğinde. Hiçbir algoritma, insanın ahlaki ve hukuki sorumluluğunu ortadan kaldıramaz. Hiçbir teknolojik üstünlük, sivillerin yaşam hakkının yok sayılmasının utancını örtemez. İnsanı merkeze almayan, adaleti gözetmeyen, mahremiyeti korumayan bir zeminde geliştirilen teknoloji; insanlığın hayrına netice üretemez. Teknolojiyi insanlık için adalet ve merhamet ilkeleriyle şekillendirmek, medeniyet anlayışımızın bize yüklediği bir sorumluluk.
Yapay zekâ eylem planı
Yapay zekayı, ülkemizin kalkınmasında öncü konuma taşımamız, ekosistem aktörlerinin yakın dirsek temasıyla, ortak vizyon ve hedefler etrafında buluşmasıyla mümkün. Bu anlayışla kamu, özel sektör ve akademi çevresinden uzmanların yanı sıra yediden yetmişe toplumun her kesiminden vatandaşlarımızın görüş ve önerilerini dikkate alarak hazırladığımız 2026–2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’yla önümüzdeki dönemin yol haritasını ortaya koyduk. “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” olmak üzere dört temel eksen üzerine inşa ettiğimiz plan kapsamında, yapay zekâ ekosistemimizi güçlendirecek 16 eylemi ve 2030 yılına yönelik somut hedeflerimizi belirledik.
100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştireceğiz
81 ilimizde kuracağımız Yapay Zekâ Okuryazarlığı Atölyeleriyle iki yılda 5 milyon vatandaşımıza erişeceğiz. 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin yapay zekâ uygulama profesyoneli yetiştireceğiz. Sağlıktan tarıma, eğitimden elektronik ticarete farklı alanlarda en az 2 bin kamu veri setini Ulusal Veri Kütüphanesi’nde erişime açarak araştırmacılarımızın, girişimcilerimizin ve şirketlerimizin yenilikçi çözümler geliştirmesine imkân sağlayacağız. Yapay zekâ modellerinin büyüdüğü, işlem gücü ihtiyacının katlanarak arttığı bu dönemde dijital altyapımızı da bu dönüşümün gerektirdiği ölçüde büyüteceğiz.