Burada konuşan Yılmaz, içinden geçilen dönemin, küresel ve bölgesel krizlerin birbirini tetiklediği ve etkilerini genişlettiği bir sürece işaret ettiğini ifade etti. Bugün uluslararası sistemin adalet üretme ve istikrar sağlama kapasitesinin ciddi anlamda aşındığına dikkati çeken Yılmaz, belirsizliklerin arttığı bu dönemin, küresel ekonomiye de ciddi şekilde darbe vuran boyutlara ulaştığını bildirdi.
Yılmaz, kurallara dayalı sistem söyleminin yerini güç siyaseti alırken, güven, meşruiyet ve anlatının eş zamanlı olarak sorgulandığını belirtti. "Güçlüysem istediğimi yapabilirim anlayışı uluslararası hukuku zayıflatırken, iç siyasette de meşruiyet krizlerine yol açmakta ve demokratik süreçlere zarar vermektedir." diyen Yılmaz, "Gazze'de devam eden insani trajedi, bölgeye yayılan gerilim ve İran merkezli gelişmeler, uluslararası sistemin mevcut yapısıyla bu krizlere karşılık vermekte ne denli zorlandığını ortaya koymaktadır. Sağlık, güvenlik, ekonomi, iklim ve göç alanlarında birbiri ardına patlak veren krizler artık istisnai durumlar olmaktan çıkmış, siyasi gündemin kalıcı bir bileşeni haline gelmiştir." ifadelerini kullandı.
İran'da bunlar yaşanırken, bir anlamda İran'daki savaşın gölgesinde ve bu savaşın oluşturduğu atmosferden de istifade ederek İsrail'in Gazze’de ortaya koyduğu eylemler, Batı Şeria'da ortaya koyduğu hukuk dışı eylemler, Lübnan'ı işgal etmesi, egemen başka bir ülkeyi işgal etmesi ve 1 milyondan fazla insanı yerinden yurdundan etmesi, yine Suriye'deki istikrarı tehdit eden eylemler içinde bulunması da altını çizmemiz gereken bir durumdur."
Yılmaz, Mescid-i Aksa'nın bayram namazında dahi inananlara kapalı tutulmasının hiçbir ölçüyle kabul edilebilir olmadığını vurgulayarak, bu yapılanların hukuka, temel insan haklarına ve inanç özgürlüklerine aykırı olduğu gibi Kudüs'ün ruhuna ve Hz. İbrahim'in mirasına da büyük bir ihanet olduğunu kaydetti.
Stratejik iletişim, bir iç güvenlik unsuru haline de gelmektedir
İletişimin de yaşanan çatışma ve savaşların ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkati çeken Yılmaz, "Dijitalleşme, bilginin üretimi ve dolaşım hızını köklü bir şekilde değiştirmiş durumda. Algoritmalar ve platformlar, küresel algının belirleyicisi olma konumuna yükselmiş durumda. Hakikat ile algı arasındaki sınır giderek bulanıklaşmakta, dezenformasyon güçlü bir siyasi silah olarak hem iç siyasette hem de uluslararası ilişkilerde karşımıza çıkmaktadır." dedi.
Yılmaz, son dönemde özellikle yapay zeka kullanılarak üretilen sahte görüntü ve içeriklerle yürütülen dezenformasyon faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşandığını vurgulayarak, yapay zeka destekli bu tür içeriklerin yaygınlaşmasının, içerik üretimiyle birlikte iletişim altyapıları ve veri akışı denetiminin de stratejik bir rekabet alanı haline geldiğini ortaya koyduğunu söyledi.
"Çatışma ve kriz bölgelerinde gazetecilerin alana erişiminin kısıtlanması, iletişim altyapısına yönelik müdahaleler ve yayın süreçlerine getirilen engeller, gerçek zamanlı ve doğrulanabilir bilgiye ulaşımı güçleştirmektedir. Gazze'de yaşanan soykırımda bu gerçekleri yansıtmaya çalışırken hayatını kaybeden gazeteciler, basın mensupları bu süreçlerin en güçlü şahitleridir, tanıklarıdır." diyen Yılmaz, bu durumun, bilgi boşluklarının manipülatif içeriklerle doldurulmasına elverişli bir zemin oluşturduğunu ve algı üretimini daha kırılgan hale getirdiğini bildirdi.
Yılmaz, "Stratejik iletişim, dış dünyaya yönelik bir araç olmaktan çıkarak, toplumların dayanıklılığını güçlendiren, doğru bilgiye erişimi kolaylaştıran ve kamuoyunun dezenformasyona karşı direncini artıran bir iç güvenlik unsuru haline de gelmektedir. Tüm bu gelişmeler, stratejik iletişimi tali bir araç olmaktan çıkarıp doğrudan yönetişimin kalbi haline getirmiştir." değerlendirmesinde bulundu.
Fırtınalı, kaotik zamanlarda liderliğin önemi bir kat daha artmaktadır
Yılmaz, böylesine çalkantılı bir konjonktürde sahaya çıkan her aktörün önünde "krizlerin önünden sürüklenmek" ya da "barış için gidişatı değiştirmek için güçlü bir irade ortaya koymak" seçeneklerinin bulduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: "Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ikinci yolu tercih etmiş ve bu tercihini de sadece lafla, sözle değil, somut adımlarla tüm dünyaya kanıtlamıştır. Krizlerin derinleştiği anlarda taraflar arasında kurulan temasın devamlılığı, süreçlerin kontrol altında tutulabilmesinin yegane güvencesidir. Bu temas, kurumsal mekanizmalardan önce liderlerin şahsi güvenine ve karşılıklı sorumluluk duygusuna dayanır.
Bu yaklaşımın bir krize, olaya dönük tavrın ötesinde sistematik bir tutumu sergilediğini dile getiren Yılmaz, bunun da tüm taraflarla iletişim içinde olan, barışı, müzakereyi arayan bir tavır olduğunu bildirdi.
Yılmaz, "Türkiye Cumhuriyeti, bir taraftan bu savaşların dışında kalarak, istikrarını en temel öncelik olarak görüp vatandaşının menfaatlerini en üst düzeyde ele alırken, diğer taraftan da barış için ilkesel bir tavırla her türlü çabayı sarf etmektedir." dedi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, gazetecilerin sorularını yanıtladı
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, zirvenin açılış konuşmasını yaptıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin İsrail-ABD ve İran arasında yaşanan saldırılara ilişkin yapılan açıklamalar ve gelinen son durum hakkında düşüncülerini sorması üzerine Yılmaz, son dönemde verilen mesajların sevindirici olduğunu, Türkiye olarak sorunların müzakereyle, diplomasiyle çözülmesi gerektiğini söylediklerini kaydetti.
Yılmaz, bölgede savaş ve çatışmanın başlamaması için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile diğer kurumların büyük çaba sarf ettiklerini, buna rağmen savaşın başladığını ifade ederek, "Savaşın ne kadar büyük maliyetler ürettiğini de hep birlikte görüyoruz. Bombalanan okullar, çocukların can kaybından tutun da ekonomik, çevresel maliyetlere varıncaya kadar. Bu sadece bölgemizi de etkilemekle kalmadı, tüm dünyayı, küresel ekonomiyi etkileyecek boyutlara ulaştı. Enerji fiyatları, lojistik, arz tedarik sistemlerindeki kırılmalar, turizm, bütün bunlar maalesef birçok boyutuyla küresel ekonomiyi etkiler hale geldi yaşadığımız süreç." diye konuştu.
Son dönemlerdeki olumlu mesajların sonuç üretmesini temenni ettiklerini ancak belirsizliklerin devam ettiğini, henüz tam net şekilde konuşabilecek durumda olmadıklarını vurgulayan Yılmaz, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: "Biz savaştan önce nasıl savaşı engellemeye gayret ettiysek bugün de savaş sona ersin diye Türkiye Cumhuriyeti olarak bütün gayretimizle yine bu süreçlere katkı vermeye devam ediyoruz. Her zaman diplomasinin, müzakerenin kazanması için ne gerekiyorsa katkı vermeye devam edeceğimizi, buna hazır olduğumuzu da ifade ediyoruz. Dolayısıyla ümit ederiz ki bu müzakereler sonuçlansın. Her zaman altını çiziyoruz, Cumhurbaşkanımız da her fırsatta söylüyor, savaşın hiç kimseye faydası yok. Adil bir barış ise herkes için faydalı. Hem bölgemizdeki hem küresel düzeydeki istikrar için, refah için bizim bu savaşın bir an önce bittiğini görmemiz gerekiyor. Bu savaş bitse dahi oluşan tahribatın ortadan kalkması zaman alacaktır. Ne kadar uzarsa yaşadığımız sorunlar da daha fazla derinleşecek ve daha uzun vadeli etkiler yapacaktır. Dolayısıyla bir an önce bu savaşın sona ermesi için her türlü gayreti sarf etmeye devam edeceğiz."
Bir gazetecinin Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik açıdan hangi önlemler aldığını sorması üzerine Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca bu yıl beşincisi düzenlenen STRATCOM Zirvesi'nin bugün yaşanılan ortamla daha anlamlı hale geldiğini belirtti.
Yılmaz, "Çünkü şunu görüyoruz. Yaşanan savaşlar sadece bombalarla, ordularla yapılmıyor aynı zamanda bir iletişim, bir algı savaşı var. Hakikatleri herkes kendince çarpıtma ve çıkarlarına göre kullanma eğilimi içinde. Maalesef yeni teknolojiler, yapay zeka gibi teknolojiler de bu konuda çeşitli imkanlar sunuyor. Dolayısıyla bu ortamda özellikle sağlıklı iletişim, barışa dönük iletişim, hakikati esas alan, algıları değil gerçekleri esas alan bir iletişim her zamankinden daha kıymetli hale gelmiş durumda." ifadelerini kullandı.