"Siyonist vahşetin" mutabakatı tanımayan bombalarının sahada hunharca konuşmaya devam ettiğini belirten Bahçeli, söz başka, eylem başka olmaya devam ettikçe masada verilen taahhütlerin hükmünden bahsetmenin nasıl mümkün hale geleceğini sordu.
"Gözü dönmüş bu ihtiras ve cinayet kabinesinin niyeti kirli, akıttığı kan namertçedir." diyen Bahçeli, ateşkes kelamı daha havada asılıyken, siyonist "korsan yapının", arkadan hançer saplama maharetini göstererek yeni saldırıların hain planlarını kurguladığını söyledi. Bahçeli, "Netanyahu ve tetikçi avanesi, kurulan müzakere zeminine dahi fütursuzca diş göstermekte, barışı amaçlayan ve önceliklendiren mutabakatlara direnmeyi marifet saymaktadır. Mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Katil İsrail, mazlumların kanıyla semiren emperyalist bir sömürge düzeneğidir." diye konuştu.
Devlet Bahçeli, böyle bir dönemde Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nin, Türkiye'nin jeopolitik öneminin, etkin ve caydırıcı kudretle donatılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek savunma sanayisinin ve arkasında çözülemeyen düğümün, aşılamayan engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyet olduğunu dile getirdi.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, şunları kaydetti: "Cumhur İttifakı'yla tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye'nin haklı tezlerini dünyaya haykıran stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir. Ancak sözü evirip çevirmeden açıkça söylemek lazımdır. NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir. Ankara merkezli istikbal ve milli beka ufkumuz, kaynağını dışarıdan alan tüm ittifakların üzerindedir. NATO, güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifaktır. Bu ittifakın varlık sebebi; karşılıklı saygı, eşit muamele, hakkaniyetli yük paylaşımı ve tehdit algısında dürüstlüktür. "
Türkiye'nin 1952 yılından beri NATO'ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üslerini ve jeopolitik mevkisini değil; Mete Han'dan bugüne uzanan muharebe sanatının tüm inceliklerini, Mehmetçiğin kanıyla mühürlenmiş üç bin yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırdığını belirten Bahçeli, bu büyük askeri hafızanın en eski, en sağlam ve en müessir sütunun ise Türk Kara Kuvvetleri olduğunu vurguladı.
NATO yeni bir dönemin başındadır
Türkiye'nin NATO'daki önemine değinen Bahçeli, "Türk ordusu, Karadeniz'in kilidini muhafaza eden Boğazlardaki tarihi hükümranlığımızdan, Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi'ndeki varlığımıza; Aksaz'dan İncirlik'e kadar uzanan stratejik üs ve liman ekosistemimize dek, NATO'nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kağıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır." dedi.
Türkiye'nin, NATO haritasında ittifakın Güney Doğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraç olduğunu vurgulayan Bahçeli, Kore'den Afganistan'a, Kosova'dan Libya'ya, Bosna-Hersek'ten Irak'a kadar Türk askerinin, müttefiklik hukukunun gereğini yıllardır sahada gösterdiğini belirtti.
Kore dağlarında destan yazan Mehmetçiğin, NATO üyeliği henüz resmiyet kazanmadan çok önce Türk'ün dostluğunu, sadakatini ve sarsılmaz, bükülmez bileğini kanıyla, canıyla tüm dünyaya ilan ettiğini ifade eden Bahçeli, soğuk savaşın kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye'nin, NATO'nun yıkılmaz kalesi vazifesini yürüttüğünü dile getirdi.
Türkiye'nin NATO bünyesinde üstlendiği görevleri aktaran Bahçeli, şöyle konuştu: "Türkiye, NATO masasına otururken arkasında içi boş dosyalarla yahut her sözüne ve adımına icazet arayan bir mahcubiyet ve acizlikle değil; her satırı şehadetle ve gazilikle örülmüş muazzam bir şeref siciliyle oturmaktadır. Bu sebeple Ankara'da yapılacak ve ev sahibi olduğumuz NATO Zirvesi bakımından Türkiye; ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde başat rol üstlenecektir. Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Brüksel'de yapılan son savunma bakanları toplantısında caydırıcılık, savunma kapasitesinin artırılması, mühimmat stokları, savunma harcamaları, nükleer caydırıcılık, Rusya-Ukrayna savaşı gündemin merkezine oturmuştur.
'NATO 3.0' olarak ifade edilen bu arayış, ittifakın yeniden sert güce, hızlı karar alma kabiliyetine, üretim kapasitesine ve yüksek hazırlık seviyesine yöneldiğini göstermektedir. İşte Türkiye, bugün NATO'nun önündeki bütün hayati ve kritik başlıkların tam kalbinde duran devlettir. Karadeniz'in stratejik sularında bir güvenlik mimarisi inşa edilecekse; alayı peşinen kabul etmelidir ki, Montrö ile tahkim edilen Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliğimiz, o masanın temelini teşkil edecektir. Doğu Avrupa hattında yeni bir caydırıcılık kalkanı örülecekse; kahraman Türk ordusunun sahada zaferle tescillediği harekat tecrübesi, Türkiye'nin muazzam askeri kudreti ve savunma sanayiindeki şahlanışı muhakkak surette denklemin tam kalbindedir."
Kendi kudretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihi bir anıt gibi yükselmektedir
Orta Doğu'nun asırlardır kan ve gözyaşıyla yoğrulmuş coğrafyasında yeni bir düzen aranıyorsa Türkiye'nin çelikten yumruğuyla kökünü kazıyarak tasfiye ettiği terör odağından arta kalan coğrafyanın ancak Ankara'nın iradesiyle hayat bulacağını vurgulayan Bahçeli, "Allah'ın izniyle önümüzdeki hafta yedi düvel de şahit olacaktır ki; kurgulanan bu devasa küresel satrancın tam ortasında, başkalarının icazetiyle değil kendi kudretiyle var olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu şirazesi kaymış dünyanın üzerinde asırlara meydan okuyan tarihi bir anıt gibi yükselmektedir. Başkent Ankara'yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ve ittifak hesabına yol almaya çalışmak, kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer." dedi.
Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayisinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye'nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklemin, eksik kalmaya ve çökmeye mahkum olacağını dile getiren Bahçeli, Türkiye'nin kriz hatlarının kesiştiği ateş çemberinde istikrarı temin eden, tehditleri sınırlarının bidayetinde ezen bir devlet olduğuna işaret etti.
Bu hassas kavşakta, müttefiklik hukukunun riyakarlıktan arındırılarak samimiyetle işletilmesinin, bağların güçlendirilmesi için kaçınılmaz bir fırsat olduğunu vurgulayan Bahçeli, şöyle devam etti: "Eli kanlı terör örgütlerine harf oyunlarıyla isim değiştirip meşruiyet elbisesi giydirme devri kapanmıştır. Aynı masada sahte dayanışma fotoğrafları verip Türkiye'nin beka hudutlarını kemiren hain yapılara siyasi ve askeri alan açma kurnazlığı boşa düşmüştür. Türkiye'nin hava savunma ihtiyacını sürüncemede bırakıp haklı taleplerini oyalama anlayışı miadını doldurmuştur. Adalar Denizi'nde ve Doğu Akdeniz'de şımarık çocukların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı yürüttüğü provokasyonların alkışlandığı günler geride kalmıştır. Türkiye artık Türk ve Türkiye yüzyılının baş mimarıdır. Maruz kaldığı haksızlıkları acziyet içeren bir ağıta değil; göğsünde kora, bileğinde kuvvete, semalarında çelik kanada dönüştüren büyük bir Türkiye vardır."
Bahçeli, MHP TBMM Grup Toplantısı'nda, savunma sanayideki başarılara dikkati çekerek, KAAN, HÜRJET, KIZILELMA, AKINCI, AKSUNGUR ve GÖKBEY ile gökyüzünde mutlak hakimiyetin perçinlendiğini, MİLGEM projeleri, TCG Anadolu, fırkateynler, denizaltılar ve insansız deniz araçlarıyla denizlerdeki caydırıcılığın artırıldığını belirtti.
NATO'nun masasında Karadeniz güvenliği kilidi Türk Boğazlarıdır
Bahçeli, 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'na da değinirken, denizlere hakim olan milletlerin tarihin akışına yön verdiğini, Türk tarihinin denizlerde kurulan hakimiyet sayesinde büyük başarılar elde ettiğini anımsattı.
Kabotaj Kanunu'nun, Türkiye'nin denizlerdeki egemenliğinin en önemli hukuki dayanaklarından biri olduğunu belirten Bahçeli, "1 Temmuz, Türk denizciliğinin esaret zincirlerini kırdığı, kıyılarımızın ve sahillerimizin yabancı imtiyazların gölgesinden kurtulup milli hakimiyetin sancağı altına girdiği tarihi bir eşiktir." dedi. Bahçeli, şunları söyledi: “Bilinmelidir ki NATO'nun masasında Karadeniz güvenliği telaffuz ediliyorsa bunun yegane kilidi Türk Boğazlarıdır, küresel deniz yollarının emniyeti aranıyorsa bunun sarsılmaz güvencesi Montrö iradesidir, enerji arzının sürdürülebilirliği tartışılıyorsa bunun can damarı Hürmüz'den Doğu Akdeniz'e uzanan o kırılgan jeopolitik hattır. Karadeniz'in sükunet iklimi, Akdeniz'in emniyet çemberi, küresel enerji kordonlarının emniyeti ve tahıl koridorlarının kesintisiz işlerliği, doğrudan doğruya Ankara merkezli Türk devlet aklının soğukkanlı, dirayetli ve dengeli duruşuna endekslidir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni bugüne kadar bir kuyumcu titizliği ve tavizsiz bir egemenlik şuuruyla uygulayan Türkiye, Karadeniz'de fitili ateşlenmek istenen bölgesel yangınları frenleyen, gerilimin deniz havzalarına taşmasını engelleyen ve ittifakın doğu kanadına stratejik akıl kazandıran yegane aktördür.”