Barışın ve huzurun hakim olduğu bir dünya temennisiyle konuşmasına başlayan Bakan Gürlek, daha adil ve yaşanabilir bir dünya için insanlık vicdanının ayrım gözetmeden hareket etmesi gerektiğini belirterek, Afrika’da açlık ve hastalık nedeniyle yaşamını yitiren çocuklardan Gazze’de yıkılan yuvalara, Lübnan ve Suriye’de yaşanan acılara kadar dünyanın her bölgesindeki insanlık dramlarının aynı hassasiyetle karşılanması gerektiğini söyledi.
Adalet, barışın, güvenin, toplumsal huzurun temelidir
Bakan Gürlek, zirvede ele alınan bütün konuların ortak bir noktada buluştuğunu belirterek, bunu “Kuvvetsiz adalet aciz, adaletsiz kuvvet zalimdir” sözüyle tanımladı. Hukukun yalnızca toplumsal düzenin değil, insan onurunun da güvencesi olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Adalet, barışın, güvenin, toplumsal huzurun ve sürdürülebilir kalkınmanın temelidir. Adalet, güçlülerin bir lütfu değil, her insanın doğuştan gelen hakkıdır. Bu hakkın gereği olarak insan onuru güçlünün karşısında korunmalı, dünya hesap verilebilir bir nizama evrilmelidir.” ifadelerini kullandı.
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın
Türkiye’nin savaş ve çatışmalardan kaçarak sınırlarına gelen insanlara geçmişte kapılarını açtığını hatırlatan Bakan Gürlek, bu yaklaşımın köklü devlet geleneğinden kaynaklandığını söyledi. Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünü hatırlatan Bakan Gürlek, insan onurunun korunmasının Türkiye’nin temel devlet anlayışının merkezinde bulunduğunu kaydetti. Bakan Gürlek şöyle konuştu: “Türkiye olarak dünyanın gidişatındaki tehditleri görerek bölgesel istikrara büyük önem veriyoruz. Bu anlayışla öncelikle komşularımızla ilişkilerimizde sorunlarımızı bir bir çözüyoruz. Onlarla olan kültürel bağlarımızı güçlendiriyor, coğrafi birlikteliğimizi, ayrışmanın değil, birlikte yaşamanın temel görü olarak görüyoruz. Türkiye, komşularıyla her zaman dostane ilişkiler geliştirmiştir. Komşu halklara asla önyargı olmamıştır. Körfez Savaşı sürecinde zulüm ve baskılarda maruz kalanlara sınırlarımızı açtık. Onları misafir ettik. Aynı şekilde Suriye'de Esed zulmünden kaçan komşu halklara da imkanlarımızı sonuna kadar seferber ederek kapılarımızı açtık. Ancak maalesef batının insan haklarından dem vuran ve devasa ekonomik güçlere sahip ülkelerinden yeterli desteği görmedik. İnsanlık onurunun Ege'de Aylan bebeklerin şahsında boğulduğunu gördük. Batı medeniyetinin insanlık vicdanında bir kez daha sınıfta kaldığına şahit olduk. Bu acılar karşısında duruşumuzun temelinde köklü devlet anlayışımız vardır.”
Sınırları aşan sorunları birlikte ele almalıyız
Bakan Gürlek, sınırları aşan sorunları da birlikte ele almak zorunda olduklarını belirterek, “Küresel dünyada artık hiçbir ülke kendi sınırları içerisinde tek başına adaleti sağlayamaz. Suç ve suçlar da küresel dünyanın koşullarından yararlanıyor. Bizler de değişen suç modellerine ve suçun yayıldığı yeni alanlarla karşı mücadele yöntemlerini geliştirmek zorundayız. Karşılıklı güveni, etkili adli yardımlaşmayı, hızlı bilgi ve dil paylaşımını hep birlikte güçlendirdiğimizde adalette iş birliğimizde birlikte büyüyecek, hepimiz daha güvende, daha huzurlu olacağız. Bu amaçla uluslararası mekanizmaların işlevselliği arttırılmalı, aralarındaki uyumu ve bütünselleşmeyi daha da güçlendirmeliyiz” dedi.
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” anlayışla hareket eden toplum ve milletlerin sorunlarla birlikte mücadele etmedikleri takdirde bir gün kendileri de zehirleyecek bir yılanla karşılaşacaklarını ifade eden Bakan Gürlek, “Bu ortak sorumluluk anlayışıyla bugün İstanbul'dan uluslararası kamuoyuna ortak bir çağrıda bulmak istiyorum. Adaleti yalnızca kendimiz için değil, herkes için isteyelim. Çünkü adalet paylaşıldıkça barış da çoğalır. Hukuk herkes için eşit gözetildiğinde güvende büyür. Adalet evrenselleştiğinde insanlığın ortak geleceği de güçlenir” diye konuştu.