Önce Terörsüz Türkiye'yi, ardından da terörsüz bölgeyi kuvveden fiile çıkaracağız
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen Valiler Buluşması programına katılarak bir konuşma yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen “Valiler Buluşması” programındaki konuşmasında, programın ülke, millet ve şehirler için hayırlara vesile olmasını diledi.
Ramazan-ı Şerif’in millet, alemi İslam ve tüm insanlık için hayırlar getirmesini dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, rahmet kapılarının açıldığı söz konusu mübarek günlerin, birlik ve beraberliklerini güçlendirmesini Allah’tan niyaz etti.
Ramazan-ı Şerif’i derme çatma çadırlarda karşılamalarına rağmen vakar ve dirayetlerinden taviz vermeyen Gazzelilere, şahsı ve ülke adına dayanışma mesajlarını gönderen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Milletimizin her bir ferdinden, dualarında Filistinli mazlumları unutmamasını ayrıca ve özellikle istirham ediyorum. Bizler birbirimize destek oldukça, birbirimizin yaralarını sardıkça, yekvücut olup dayanışmamızı, muhabbetimizi artırdıkça, bölgemizde ve gönül coğrafyamızda barışın, huzurun ve istikrarın hüküm süreceği o güzel günlerin çok yakın olduğunu burada bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yeter ki zulmün ve zalimin karşısında dimdik duralım. Yeter ki kardeşliğimize ve kardeşlerimize sımsıkı sarılalım. İnancımıza ve hayallerimize sahip çıkalım. İşte o zaman Cenabı Allah’ın izniyle bozamayacağımız hiçbir tuzak, yırtıp atamayacağımız hiçbir plan, hüsrana uğratmayacağımız hiçbir oyun ve senaryo kalmayacaktır.”
Devlet bizde yalnızca idari bir teşkilatlanmayı ifade etmez
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nurettin Topçu’nun millet, tarih ve kimlik arasındaki rabıtayı kaleme aldığı ifadelerini paylaşarak, şöyle konuştu: “‘Mazinin bittiği yerde, millet biter, insan biter, izan biter, nihayet bulurlar. Millet, tarihinden ibarettir. Onu tarihinden sıyırırsanız, insan sürüsü kalır. Milletlerin mazisini teşkil eden bütün eski hareketler, eski eserler ve düşünüşler ona bir zincirin halkaları gibi gelir. Ben babama, o da Kosova’nın kahramanlarına ve Yıldırım Han’a bağlanır. Bunların ruhu ise Yunuslar’la Alparslanlar’dan geçerek Hazreti Muhammed’e kadar uzanan zincirin bize daha yakın bulunan halkalarını teşkil ederler. Bizim bu atalarımızın varlığı geçmişten ibaret bir bütün teşkil ederek bizim ruhumuz, bizim dimağımız olmuştur. Millet bir büyük dimağın böyle büyük bir ruhun adıdır’. Evet. Büyük bir millet olarak bizim büyük dimağımızın, büyük ruhumuzun bir özelliği de devlet mefhumuna yüklediğimiz anlam ve atfettiğimiz önemdir. Biz, tarihinin hiçbir döneminde devletsiz kalmamış, ebet müddet şiarıyla devletini daima yaşatmış ve sonraki kuşaklara aktarmış bir milletiz. Millî ve manevi değerlerimiz, beşerî ve kültürel kıymetlerimiz, geçmiş ve gelecek tasavvurumuz devlet felsefemize doğrudan derç edilmiştir. İşte bu yüzden devlet bizde yalnızca idari bir teşkilatlanmayı ifade etmez. Aynı zamanda kudret, saadet, şefkat ve merhamet gibi anlamları da ihtiva eder.”
Adaleti ve iyiliği tesis etmeden idareyi temin edemezsiniz
Binlerce yıllık devlet geleneklerinin temelinde adalet, merkezinde insan, mihverinde ise erdem ve ahlakın olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu bakımdan hükûmet hikmetle iç içe geçmiştir. Devlet-i Aliye-de sadrazamlık dahil önemli makamlarda bulunmuş Yusuf Kamil Paşa bu hakikati, ‘hükûmet hikmet ile müşterektir’ sözüyle dile getirmiştir. Dolayısıyla adaleti ve iyiliği tesis etmeden idareyi temin edemezsiniz. İnsanı yok sayar, hikmeti dışlarsanız huzur ve istikrarı sağlayamazsınız” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nizamülmülk’ün Siyasetname adlı eserinde yer alan bir anekdotu ise şu sözlerle dile getirdi: “Rivayet olunur ki Humus Valisi, Ömer bin Abdülaziz’e şöyle bir mektup yazdı. ‘Humus çarşısının duvarı harap olmuştur. Onu imar etmek lazımdır. Ne buyurursunuz?’. Ömer bin Abdülaziz, aynı kâğıda şöyle yazdı; ‘Humus çarşısının duvarını adaletle yükselttiğinde, yolları da korku ve zulümden arındırıp tertemiz ettiğinde ortaya çıkacak yapının çamur ve tuğlaya ihtiyacı yoktur’. Mesele bizim için işte bu kadar kristalize bir hakikattir. İllerimizde şahsımı ve devletimizi temsilen görev yapan valilerimiz, bu yönüyle hayati bir yetki ve sorumluluğu deruhte etmektedir.”
Valinin, kâmil ve müşfik devletin sahadaki yansıması olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Adalet, hikmet ve hükûmetin eritme potasıdır. Vatandaş ile devletin buluşma noktasıdır. Valilik, sadra şifa olma, derde deva olma yeri, milletimizle hemhâl olma, vatandaşla hemdem ve hemdert olma makamıdır” ifadesini kullandı.
Devleti temsil ederken vakur olmak, kibirli olmak anlamına asla gelmez
Her fırsatta vurguladığını, bugün altını tekrar çizdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Unvanımız ne olursa olsun, şahsım dahil hepimiz, aziz milletimizin birer hizmetkarıyız. Devleti temsil ederken vakur olmak, kibirli olmak anlamına asla gelmez. Vatandaşa tepeden bakılmasına, insanımıza hürmetsizlik edilmesine, insanlarımız arasında ayrımcılık yapılmasına müsamahamızın olmadığını sizler zaten çok iyi biliyorsunuz. Hizmet ederken güç zehirlenmesine kapılmayacak, kariyer mühendisliğine girişmeyecek, hizmetkarı olmaktan şeref duyduğumuz devletimizin ve aziz milletimizin selameti dışında hiçbir menfaat gözetmeyeceğiz” sözlerini sarf etti.
Son dönemde şikayetlere konu olan bir hususu ifade etmekte fayda gördüğünü aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sosyal medyanın ve dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte iletişim ve bilgilendirme faaliyetlerinin önemli bir kısmı bu mecralara kaydı. Kamu kurumlarımız ve görevlilerimiz doğal olarak bu mecraları daha çok kullanmaya başladı. Ancak beğeni almak, etkileşimi artırmak, gündeme gelmek gibi sebeplerle bu mecralarda ölçünün zaman zaman kaçtığına şahit oluyoruz. İnsanların mahremiyeti ihlal edilirken devletimizin ciddiyetine yakışmayan sahneler ortaya çıkmakta, iletişim çalışması ya iletişim kazasına ya da iletişim krizine dönüşmektedir” görüşünü paylaştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda hassasiyet gösterileceğine inandığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tahir bin Hüseyin’in Rakka ve Mısır valisi olarak atanan oğluna verdiği şu nasihatleri şahsımla birlikte sizlere de hatırlatmak istiyorum: ‘Bilesin ki mülk Allah’ındır. Dilediğine verir, dilediğinin elinden ise çeker, alır. En hızlı el değiştiren nimet bu nimettir. İdareci ve mahiyeti nimete nankörlük eder, halka büyüklük taslarlar ise Allah’ın fazlından lütfettiği bu nimet hızla el değiştirerek, başkasının olur. Hırsa kapılma. En büyük hazinen iyilik, takva, adalet, halkın maslahatını gözetmek, memleketini imar etmek, halkın durumunu araştırıp soruşturmak, onların muhafazası ve mazlumlara yardım etmek olsun’. Bu hikmet dolu sözlerin, vazifenizi yaparken her biriniz için birer pusula işlevi görmesini temenni ediyorum.”
Doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız
Geçen hafta belediye başkanlarına ifade ettiği bazı hususları valilerin de dikkatine getirmek istediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ramazan-ı Şerif’i hem ülkemizde hem de sınırlarımızın ötesinde dolu dolu geçirmek amacıyla iftar ve sahur sofralarına konuk olacak, vatandaşlarımızla aynı çorbaya kaşık sallayacak, aynı ekmeği bölüşecek, hanelerle birlikte asıl gönüllere misafir olacağız. Özellikle istikbalimizin teminatı olan yavrularımızın bu mübarek günlerin farkında olmalarını sağlayacak, okullarımızda düzenleyeceğimiz çeşitli etkinliklerle bu bereket ikliminden faydalanmalarını temin edeceğiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadığı, Türkiye’de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı hâlde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan, doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız. Yayımladıkları bildirilerle 86 milyonun ramazan sevincine gölge düşürmek isteyenlerin, milletimizin arasına nifak sokmasına, birlik ve kardeşlik ayı Ramazan-ı Şerif’te insanımızı kutuplaştırmasına eyvallah demeyeceğiz” diye konuştu.
Devlet kapısı hacet kapısıdır
Valilerden mübarek ramazan ayında çok büyük gayret beklediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Şunu en iyi sizler biliyorsunuz. Unutmayın, devlet kapısı hacet kapısıdır. Bizim insanımız mahcuptur, mağrurdur. Kalbini herkese açmaz. Derdini, sıkıntısını ulu orta herkese anlatmaz. Hele hele meramını, maruzatını, ihtiyacını herkesle paylaşmaz. O yüzden ihtiyaç sahibi kardeşlerimizi siz arayıp bulacak, onlar size gelmeden siz onların yardımına koşacaksınız. Gerekirse Ömer gibi kapı kapı gezecek, sorunları yerinde tespit edecek, bunları en hızlı şekilde çözüme sizler ulaştıracaksınız. Gariplerin, yoksulların, öksüz ve yetimlerin elinden siz tutacaksınız. Ziyaretlerle, sahur ve iftar programlarıyla, yardım çalışmalarıyla devletimizin şefkatli elini vatandaşa sizler uzatacaksınız. Eğer bir evde iftar yemeği pişmiyorsa, eğer bir hanede sahur sofrası kurulamıyor, tencere kaynamıyorsa Allah korusun bu vebali ne siz ne de biz taşıyabiliriz. Bu konuda siz kıymetli valilerimizden ayrı bir hassasiyet beklediğimi tekrar ifade ediyor, Rabb’im yar ve yardımcınız olsun diyorum.”
Bakmadan Geçme